Şuanda 163 konuk çevrimiçi
BugünBugün2807
DünDün2619
Bu haftaBu hafta7835
Bu ayBu ay37538
ToplamToplam10371008
Esas olan göçtür PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 26 Mayıs 2024 08:14


İnsanlık tarihinde esas olan göçtür, yerleşiklik değil.

Taş devri insanı, insanlığın en uzun dönemidir, sürekli göç ederdi. Eğer göç ettiği alan boş değilse, başkaları varsa, genellikle onları kovmaya çalışırdı. İnsanlık tarihinde savaşlar sınıfların ortaya çıkmasından çok önce başlamıştır.

Klasik sömürgecilik dönemini 450-500 yıl olarak görecek olursak, bu dönemde de büyük göçler yaşanmıştır.

Bir tanesi Afrika ülkelerinden Amerika kıtasına çok sayıda siyahın üretimde çalıştırılmak üzere zorla göç ettirilmesidir. Uzak ve Orta Doğu’ya da köle ticareti yoluyla göç vardır ama azdır.

İkincisi ise, sömürgeci ülkelerden sömürgelere yaşanan göçtür. Yeni gelenler eskileri kenara itip bölgeye hakim olmuşlardır.

Orta ve Güney Amerika bölgesi yıllarca İspanyollar ve Portekizlilerin sömürgesiydi. Yerli diller bastırılmış ve sömürgecilerin iki dili hakim olmuştur.

ABD’nin ilk halkı Kızılderililer Avrupa’dan gelen göçmenler tarafından yerlerinden edilmiş ve büyük bölümü öldürülmüştür.

Bunlar bilinen örneklerdir, daha az bilinen çok sayıda örnek verilebilir.

Birinci sonuç; buraya ilk gelen halk bizdik, burası bizimdir anlayışı yanlıştır. İnsanlık tarihinin genel çizgisine aykırıdır. Tarih boyunca göç edenler ya göç ettikleri bölgede eskiden beri bulunan toplum içinde erimişler ya da onları sürmüşlerdir. İki sürece de yüzde yüz olarak bakmamak gerekir. Yeni gelen ve eski olan birbirini değişik oranlarda etkilemiştir.

Büyük savaşlar büyük yer değiştirmelere neden olmuştur. İki dünya savaşı sırasında Avrupa’daki nüfusta önemli kaymalar yaşanmıştır.

Yaklaşık son 40 yıldır bu göç tersine yaşanmakta, Afrika ile Güney ve Orta Amerika ülkelerinden çok kişi değişik yollarla ABD ve Avrupa birliği ülkelerine gitmeye çalışmaktadır.

İkinci sonuç; uzun bir tarihsel dönemin sonuçlarını düzeltmek ne bizim ne de bizden sonra yaşayacakların işi olmamalıdır. Bu yapılamaz. Sadece boşuna zaman kaybedilir.

Yapılacak olan, insanların bir arada yaşamayı daha iyi öğrenmesi için çalışmaktır.

Bu da hiç kolay değildir.

Avrupa ülkelerinde yükselen yabancı düşmanlığının önde gelen nedeni alıştıkları günlük hayatın artan oranda bozulmasıdır. Kaçınılmaz olarak kültür de değişiyor, çeşitleniyor ve bu değişime karşı küçümsenemeyecek tepki bulunuyor.

Hem eskiler ve hem de yeni gelenler değişmekte zorlanıyorlar.

Bunu yerli-yabancı çatışması olarak görmemek gerekir.

Mesela eski göçmenler yenileri, hele de kendilerinden farklı olanları istemiyorlar.

Örnek isterseniz Almanya’daki Türklerin sayıları artan Araplar hakkında nasıl konuştuklarına bakın…

Birlikte yaşayabilmenin ilk şartı herkesin değişmesi, bazı yönlerinin –deyim yerindeyse- yontulmasıdır.

Almanya’da Hıristiyan Demokratların yeniden programlarına aldıkları Leitkultur (öncü kültür) anlayışı değişimden duyulan rahatsızlığın ürünüdür. Tabandan baskı gelmeseydi, bir dönem programlarında bulunan, ardından tepkiler nedeniyle kaldırılan belirleme yeniden gündeme getirilmezdi.

Dünya çapında artarak süren göçü durduramazsınız.

İnsanlık tarihinin belirleyici yönü göçtür, yerleşiklik değil…

Afrika ülkeleri arasında yaşanan büyük göç hareketlerini genellikle bilmiyoruz, duymuyoruz bile…

Bu büyük göç, yine tarihte değişik örneklerinin görüldüğü gibi, çatışmalara ve hatta kırımlara yol açabilir.

İnsanlar birlikte yaşamayı, farklı olanla birlikteliği, belirli yönlerini yontarak öğrenecektir.

Gidişat bu yöndedir, öğrenmek ve değişmek zorunludur.