Şuanda 64 konuk çevrimiçi
BugünBugün1054
DünDün1166
Bu haftaBu hafta7156
Bu ayBu ay31105
ToplamToplam10109605
Ne HAMAS, ne İsrail PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 04 Aralık 2023 10:07


 

Konu geniş olduğu için maddeler halinde yazmayı tercih ediyorum.

Birincisi; İsrail’in bölgede devlet olarak varolmak hakkı vardır.

Karşı gerekçe olarak İsrail’in emperyalist ülkelerin desteğiyle kurulduğu söylenebilir.

Neden sadece İsrail’i örnek gösteriyorsunuz?

Kosova, ABD tarafından Rusya taraftarı Sırbistan’a karşı kurulmuş ve NATO tarafından kollanan bir devlet değil midir?

Rojava, resmen devlet olmasa bile, ABD sayesinde ayakta durmamakta mıdır?

Kuzey Irak’taki Kürt bölgesi ABD’nin Saddam’ı devirmesi ve daha önce uçuşa yasak bölgenin sonucu değil midir?

İnsanlık tarihi aynı zamanda göçlerin tarihidir. Halklar sürekli olarak yer değiştirmiştir. Bu nedenle bir bölgeye daha önce gelmiş olmak kimseye “burası benimdir” demek hakkını vermez.

Güzel örnek ABD ve Latin Amerika ülkeleridir.

Avrupa’dan giden göçmenlerden oluşan ABD halkı Kızılderililerin topraklarına yerleşmiştir.

İspanyollar ve Portekizliler Latin Amerika ülkelerine yerli halkları iteleyerek yerleşmiştir.

Yapabiliyorsanız tarihi geriye çevirin ama bu fanteziden ibarettir.

İsrail’in kendisini yok etmeyi hedef seçmiş güçlere karşı savunma hakkı vardır.

İkincisi; Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İsrail’in 1967’deki 6 gün savaşı öncesi sınırlarına çekilmesi kararı tek kelimeyle mesnetsizdir.

1967’de 17 yaşındaydım ve liseyi bitiriyordum. Kompozisyon dersi bitirme sınavında yeni sonuçlanan 6 gün savaşı hakkında yazmamız istenmişti. O dönemi iyi hatırlıyorum.

Mısır, Suriye ve Ürdün İsrail’i haritadan sileceklerini ilan etmişlerdi. Savaş başladı ve değil yenilmek resmen bozguna uğradılar ve İsrail geniş bir alanı işgal etti.

Bunda garip olan bir şey yoktur. Savaşa giren ve kaybedenler bedelini ödemek zorundadır. Tarihte hep böyle olmuştur. Savaşacaksınız, kaybedeceksiniz ama karşı tarafın bu galibiyetten –mesela toprak işgal ederek- yararlanmasını kabullenmeyeceksiniz. Böyle şey olmaz.

Üçüncüsü; Hamas’ın aniden saldırıya geçerek –sayı vermiyorum- çok kişiyi öldürmesi ve rehin almasından hareketle bu örgüt “terörist” ve İsrail de “meşru savunma” yapmaktadır çerçevesinde değerlendirme yapılamaz. İsrail devletiyle Filistinliler azçok normal ilişki içinde yaşarken Hamas’ın saldırısı gerçekleşmemiştir. İsrail yıllardan beri sınırlarını genişletmekte, bölgeyi Filistinlilerden temizlemektedir. Bunu dikkate almadan sadece Hamas saldırısına odaklanmak yanlıştır.

Dördüncüsü; İsrail’in yürüttüğü savaş savunma savaşı değil, intikamdır. Kendi varlığını korumak, kendini savunmak sınırlarını fazlasıyla aşmıştır.

Beşincisi; İsrail modern bir devlettir. İsrail’in barbarlığı, Adorno’nun 1960’lı yıllarda “barbarlık uygarlığın öteki yüzüdür” belirlemesi çerçevesinde anlaşılmalıdır. Unutmayalım ki insanlığın “Aydınlanma Çağı” aynı zamanda sömürgecilik çağıdır. İlk demokrasiler olan İngiltere ve Fransa aynı zamanda önde gelen iki sömürgeci devletti.

Altıncısı; çözüm nedir? İki devletli çözümün, İsrail ve Filistin devletlerinin birlikte yaşamasının çözüm olduğunu düşünmüyorum. Önemli olan iki devlet değil, bu devletlerin sınırlarının nasıl olacağıdır? İsrail’in 1967’deki sınırlarına çekilmesi haksız bir taleptir. Ek olarak Filistinlilerin İsrail devletinin yok edilmesi gerektiği belirlemesinde ısrar etmeleri bu çözümü imkansız kılmaktadır.

Yedincisi; tek çözüm büyük bir barış gücünün İsrail ile Filistinliler arasına yerleştirilmesidir. Yahudi halkının bir bölümü yıllardan beri Filistinlileri topraklarından çıkartarak yerini almaktadır. İki halk arasındaki günlük küçük savaş yıllardan beri sürmektedir.

Zor iştir, yapılmasında büyük sorunlar bulunmaktadır ama başka çözüm yolu düşünemiyorum. İki halk, çatışmaları engellenerek bir dönem yan yana yaşadıktan sonra başka çözümler gündeme gelebilir. Ne İsrail’in ne de Filistinlilerin uzun vadede bu savaşı kazanma şansı yoktur. Savaş durdurulmalı ve aralarına yerleştirilen güçle savaşmaları engellenmelidir.

Sekizincisi;  PKK/YPG’den İsrail ve destekçisi ABD aleyhinde aktif tavır alması beklenemez. Rojava’da ABD sayesinde yaşıyorlar. HDP de seçim öncesinde NATO’nun genişlemesiyle ilgili karar alınan TBMM toplantısına bu nedenle katılmamıştı. Karşı taraf çoğunluktu, aleyhte oy kullanmalarıyla sonuç değişmeyecekti ama ABD’yi kızdırmaya gelmezdi.

Dokuzuncusu; sosyalistlerin durumuna gelince: ne Hamas, ne İsrail çerçevesinde etkinlik gösterebilirlerdi. Bu bağlamda iktidarın sahte anti İsrailciliğini teşhir de edebilirlerdi. İsrail’e malzeme sağlayan ilk üç ülke ABD, Almanya ve Türkiye’dir. İlk ikisi bunu açıkça yaparken, sonuncusu “soldan konuşup sağdan yürümektedir.”

Onuncusu; sosyalistlerin bunu yapamıyor olması savaşla ilgili olarak kafa karışıklığı sonucu değildir. Bu da olabilir ama ikinci plandadır. Kimsenin bir şey yapacak mecali kalmamıştır. Ne teorik ve ne de pratik olarak… Yerinde saymakta, yıllardır çoktan aşılmış olan eski saptamaları tekrarlamakla yetinmekte, geçmiş güzel günlerle avunmaktadır.

Geçti bunlar, çoktan geçti ve bunu artık anlamak gerekir.