Şuanda 33 konuk çevrimiçi
BugünBugün1088
DünDün1166
Bu haftaBu hafta7190
Bu ayBu ay31139
ToplamToplam10109639
"Vatan ürettiğin yerdir" PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 11 Ekim 2023 22:18


19 Haziran günü Doğan Özgüden-İnci Tuğsavul’un sürgünlüğüyle ilgili Vatansız adlı belgesel Köln’de gösterildi. Türkiye-Almanya Kültür Forumu adına Osman Okkan (yıllarca sürgün olarak yaşamıştı), Almanya Gazeteciler Birliği adına Frank Überall’ın konuşmalarının ardından belgeselin yapımcısı Esra Yıldız, Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul söz aldılar.

Dünyadaki bütün sürgün örneklerini bilmem doğal olarak mümkün değildir ama 52 yıldır sürgünde yaşayan ve sürekli üreten Özgüden-Tuğsavul’dan başka örnek olduğunu sanmıyorum.

Sürgünlük genel olarak kaybolmakla eşanlamlı olarak kullanılır ve özellikle 12 Eylül sürgünlerinin büyük bölümü kayboldu. Bırakın üretmeyi, yıllarca yaşadıkları ülkenin dilini bile öğrenmediler.

Doğan Özgüden konuşmasında 12 Mart 1971 darbesinden sonra geldiklerinde şanslı olduklarını söyledi. Portekiz, İspanya ve Yunanistan’da faşizm vardı. Bunlara bazı Latin Amerika ülkelerini de eklemek gerekir. Ülkelerini terk etmek zorunda kalmış anti-faşistler aktif muhalefet yürütüyorlardı.

Özgüden, “Onlardan çok şey öğrendik ve bazı şeyleri de öğrettik” dedi.

Şans, orası öyle, ama şans bir şeydir, onu kullanabilmek başka bir şeydir. Dönemin özelliğini kullanabilmişler. Faşizme karşı mücadelede Avrupa ülkelerinde büyük birikim vardır. Bu birikimde yenilgiden sonra geri çekilebilmenin, mücadeleyi sürgünlükte de olsa sürdürebilmenin önemli yeri vardır. 1930’lu yıllarda İspanya iç savaşının cumhuriyetçilerin yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından çok sayıda Avrupa ülkesinde faşist partiler iktidara gelmişti. Önderliğini Mussolini İtalya’sıyla Hitler Almanya’sının yaptığı bu faşist cephe kıtada hakim durumdaydı. SSCB yalnız kalmış, savunmaya çekilmişti.

Faşizm her ülkeden çok sayıda sürgün üretti. Bazıları başka ülkeye –mesela Fransa’ya- geçip oradaki direniş hareketine katılırken, çok sayıda –Adorno, Horkheimer, Brecht, Seghers ve başkaları- gibi çok sayıda tanınmış isim de uzak ülkelerde sürgüne gidecekti.

Sürgüne gidenlerin büyük bölümü kaybolacaktı. O yıllarda çok sayıda sürgün veren en önemli ülke olan Almanya’daki sürgünlük araştırmalarında bile “üretici sürgünlük” yeni kullanılan bir kavram sayılır.

Gittiği ülkede dil öğrenmek, faşizmin uluslar arası teşhiri amacıyla mücadele ederken bir yandan da geçimini sağlamak kolay iş değildir.

Özgüden ve Tuğsavul’un kendilerinden önce sürgüne gelmiş anti faşistlerin deneylerinden öğrenebilmesi önemli bir imkandı ve bunu kullanabilmişlerdi.

İnci Tuğsavul’un konuşmasındaki bir cümleyi yazının başlığı yaptım: “Vatan ürettiğin yerdir!”

Sürgünde üretmenin şartlarının özellikle son 20 yılda çok değiştiğini belirtmek gerekir. Üretici sürgünler eskiden de üretirlerdi. Mesela 20. yüzyıl felsefesinin önemli yapıtlarından sayılan Aydınlanmanın Diyalektiği Adorno-Horkheimer tarafından ABD’de sürgünde yazılmıştır. Anna Seghers sürgünlüğü ve faşizme karşı mücadeleyi konu alan romanlarını yine sürgünde üretecekti.

Bu insanlar ürettiklerini ancak faşizmin yenilgisinden sonra ülkelerine döndüklerinde yayınlayabileceklerdi. Sürgün ülkesinde yayınlayabilseler bile ulaşabildikleri kişi sayısı sınırlıydı. Terk etmek zorunda kaldıkları ülkelerinde yaşayanlara ulaşmaları ise neredeyse mümkün değildi.

2000’li yıllardan başlayarak sürgünde üretenlerin dünyası büyük oranda değişti. İletişim araçlarındaki büyük gelişme sonucu kısa sürede her yere ulaşabiliyorsunuz, her yerden haber alabiliyorsunuz. Kişi yaşadığı mekandan bazen önemli oranlara varan bağımsızlaşma yaşadı. Ürettikleriniz –Türkçe üretiyorsanız eğer- bu dili okuyabilen herkesin bulunduğu mekana ulaşmaya başladı. Kişi ister Türkiye’de, ister herhangi bir Avrupa ülkesinde, ABD’de ya da Avustralya’da ve hatta bir Afrika ülkesinde yaşasın, fark etmiyor, yazdıklarınıza ulaşabiliyor.

Üretilenin yayılmasının önünde engel bulunmuyor. Sosyal medya ile birlikte “üreten” de çoğaldı. Hemen herkes bir şeyler yazıyor. Şimdi marifet sınırlı sayıda insan arasında bilinmek değil, çok sayıda insanın arasından önlere çıkabilmektir.

Üretmek yetmiyor, kalite gerekiyor.

Her ürettiğiniz aynı düzeyde olmaz doğal olarak ama arada bir çok iyi denilebilecek üretimler de yapabilmeniz gerekiyor.

Okumak, öğrenmek, düşünmek, üretmek; şimdi sınırsız yayılma imkanları var ama süreç eskiden bu kadar zor değildi.

Şimdi zor; üretmek yetmiyor, kalite gerekiyor. Arada bir iyi üretim de yetmiyor, süreklilik gerekiyor.

Zor, açıkçası hiç kolay değil.

52 yıldır üretebilmek bile kendi başına kalite sayılır.

YILLARIN SÜRGÜNÜ OLARAK YAŞADIĞIN ÜLKEDE NE YAPTIN?

Sürgünlükte yıllar geride kaldıkça yukarıdaki soru önem kazanır.

Yaşadıkları ülkede en az 20 yılı geride bırakan çok sayıda sürgün –eğer politik olarak kalabilmişse- genellikle geçmişe sığınır. Türkiye’de iken yaptıklarını –eklemeler yaparak- anlatır ve anlatır. Başka bir ülkede ve farklı koşullarda kendini yeniden üretememiştir.

Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul’un sürgünlüğünün farklı yönü, Türkiye’deki büyük geçmişle övünerek yıllarını geçirmeye yönelmemeleridir. Akşam Gazetesi 1960’lı yıllarda   sosyalistlerin sesi sayılırdı. Ardından Ant Dergisi ve Ant Yayınları’nın o dönemin sosyalist yayın dünyasında ayrı yeri vardır.

Carlos Marighella’nın Şehir Gerillası kitabını ODTÜ’de kafeteryanın önündeki standtan almış ve kurşun delikli kapağı hemen dikkatimi çekmişti. Yıllar sonra kapağı İnci Tuğsavul’un yaptığını öğrenecektim.

Üretici sürgünlüğün birinci koşulu geçmişi geçmişte bırakmaktır. Bu, o yılların unutulması anlamına gelmez ama artık başka bir ülke, başka koşullar ve görevler vardır. Cesaretle bunlara yönelebilmek gerekir.

GÜNEŞ ATÖLYELERİ

“Yıllardır Belçika’da yaşıyorsunuz. Burada ne yaptınız?” sorusuna verilebilecek en iyi cevap Güneş Atölyeleridir. Yıllar önce küçükten başlayan, gittikçe büyüyen Güneş Atölyeleri göçmen kökenlilere yönelik değişik faaliyetler yürütmektedir.

Belçika gibi sömürgeci bir ülkede –Kongo sömürgeleriydi- ırkçılığın olmaması mümkün değildir. Irkçılık diyelim 30 yıl önce mutlaka daha güçlüydü. Bu ırkçılığın özellikle ten rengi beyaz olmayanlara yönelmesi söz konusudur.

Filmde, Güneş Atölyeleri’nde Fransızca öğretmenliği yapan bir siyahın, “Burada rengimi unutuyorum” demesi önemlidir. İnsanlara kendilerini eşit hissettirmek, rengini unutturmak göçmenlere yönelik ve ırkçılık karşıtlığını da içeren faaliyetin belirleyicisidir denilebilir.

Belgeselin yarısından fazlasında atölyelerin faaliyeti anlatılmaktadır.

DAHA İYİ OLABİLİR MİYDİ?

Vatansız belgeselinde Özgüden ve Tuğsavul’un sürgündeki yarım yüzyıllık geçmişinin daha dengeli yansıtılmış olmasını isterdim. Güneş Atölyeleri faaliyeti önemli olmakla birlikte onların sürgünlüğünü asıl belirleyen 52 yıldır yürüttükleri muhalefet ve Türkiye’deki uygulamaların teşhiridir. Bunu değişik dillerde yapmalarıdır. Bu faaliyete daha fazla yer verilmesini isterdim.

Belgeselin yapımcısının üniversitede öğretim üyesi olması, Kültür Bakanlığı’nın belgesel için fon ayırması kaçınılmaz olarak içerikte kısıtlamaya neden olmuştur denilebilir. Bu anlaşılabilir bir durumdur.

Belgesel Türkiye’de de gösterildi. Hazırlanmış olması bile önemlidir. Bildiğim kadarıyla alanında ilktir.

Türkiye’de yıllarca -sosyalistler dahil- sürgünlerle ilgilenen olmadı. Son yıllarda ülke dışına çıkış çeşitlendi. Doktorlar, hemşireler, teknik elemanlar geliyorlar. Bazıları da dönmemek üzere geliyor. Ülkede ekonomik ve politik sorunları bulunmuyor ama oradaki atmosfer gittikçe daha boğucu olduğu için içinde bulunmak istemiyorlar.

Gönüllü ya da gönülsüz –mecbur kalarak- sürgün sayısının artmasıyla konuya ilgi de yükseldi. Sanmayın ki gözlerden uzak yaşıyorsunuz. O, eskidendi. Şimdi kim, nerede, ne yapıyor; biliniyor ya da öğrenilmesi hiç zor değildir.

Devlet izliyor, bunu biliyoruz ve bu eskiden de vardı. Buna sosyalistlerin, demokratların ve hatta sayıca az olmayan başka kesimden insanların ilgisi de eklendi.

Gelişme bu ilginin artacağı yönündedir.

Hiçbir şey kaybolmuyor, merak etmeyin ama üretin ve üretin.

Özgüden ve Tuğsavul’un 52 yıldır üretebilmesi bile kendi başına kalite sayılır.

SÜRGÜN dergisi 6. sayısında yayınlanmıştır (Eylül 2023)