Şuanda 64 konuk çevrimiçi
BugünBugün1053
DünDün1166
Bu haftaBu hafta7155
Bu ayBu ay31104
ToplamToplam10109604
Nazım Hikmet'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 11 Eylül 2023 19:53


9 Eylül günü yapılan Yılmaz Güney’i anma toplantısında önce mezarı başında kısa bir tören yapıldı. Paris’teki değişik politik grupların hazırladığı ortak metin okundu. Bu metinde Nazım Hikmet’in de adı geçiyordu. Normal, Nazım da sürgünde ölmüştü.

Konuşmanın sonunda gençten bir Kürt bu iki ismin birlikte anılmasını kabul etmediğini, Nazım’ın değişik katliamlar karşısında sesini çıkarmadığını hatta onayladığını belirtti.

Törendekiler doğru bir tutumla cevap vermediler.

Ben de bu yazıda Nazım’ı savunacak değilim.

Nazım Hikmet dünya çapında bir kişidir ve kimsenin övgüsüne de ihtiyacı yoktur. Şiddetle eleştirenler istedikleri kadar bunu yapabilirler, konumu değişmez.

Konuya başka yönden yaklaşacağım.

Ayrı halk olduklarını savunanlar, kendilerine uygulanan baskıları ve katliamları dünyaya duyuracak sanatçılarını yetiştirmek zorundadırlar.

Bu insanları yetiştirmek öncelikle o halkın görevidir.

Neden öncelikle kendinizin görevini Nazım Hikmet’in yapmasını bekliyorsunuz?

Anlaşılabilir bir istek gerçi…

Nazım on yıllar önce Kürtlerden söz etseydi, dünya da bunu duyardı.

Hangi ülkeye giderseniz gidin sanatçılar ve hatta daha geniş bir çevre Nazım Hikmet’i bilir.

Yapıtları çok sayıda ülkede yayınlanmıştır.

Bu kişiler Nazım Hikmet’e kendi çıkarlarına uygun davranmadığı için saldırıyorlar.

Nazım Kürtlerden, Dersim’den söz etmemişse, bunu eksiklik olarak görebilirsiniz ama bundan söz etmek, dünyaya duyurmak öncelikle sizin görevinizdir.

Üzerinize düşen görevi beceremiyorsunuz ve bunu Nazım’ın yapmasını bekliyorsunuz…

Olmaz!

Diyeceksiniz ki yasaklar vardı.

Nazım ile ilgili olarak yok muydu?

Bu ülkede yıllarca Nazım Hikmet’in yasallaşması mücadelesi verildi.

1960’lı yıllarda ve 12 Mart 1971’de evinde Nazım Hikmet’le ilgili yapıt bulundurmak tutuklanmak için yeterli nedendi.

Nazım’ın şiirleri basılır, toplatılırdı, tekrar basılırdı.

Bir kuşak Nazım okuyarak sosyalizme ilk adımlarını attı.

Kürtlerin bir bölümü ve bunların ne söylediğini tekrarlamayı politika yapmak sanan tipler bunu anlamayabilir.

Anlamasınlar, onlardan bunu bekleyen de yok zaten.

Her halk kendi acılarını, umutlarını, mücadelesini sanatında yansıtabilen ve bunu başka ülkelerde yaygınlaştırabilen kendi kadrosunu çıkarmak zorundadır.

Nazım şu ve şu konulardan söz etmedi!

Doğru, etmedi.

Peki siz neden etmediniz?

Bu iş öncelikle size düşerdi.

Japonya’da radyasyondan etkilenen çocuklar için bile şiir yazan Nazım Kürtler için neden yazmadı?

Bu abes bir sorudur.

Diyelim ki çekindi ve yazmadı. Ya da başka nedenden yazmadı.

Kendin bir şey üretemeden uluslararası bir isimden talepte bulunmak kolay oluyor değil mi?

Sen neden bunu yazabilecek, etkisini sınırların ötesine taşıyabilecek kadroyu çıkaramadın?

Önce buna cevap ver, sonra Nazım’ı eleştirirsin…