Şuanda 30 konuk çevrimiçi
BugünBugün1036
DünDün1166
Bu haftaBu hafta7138
Bu ayBu ay31087
ToplamToplam10109587
Neredeyse 50 yıl önce... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 04 Eylül 2023 20:39


12 Eylül’ün üzerinden birkaç gün sonra 43 yıl geçmiş olacak…

1972 sonrasında devrimci hareketin yükselmesine başlangıç yılı olarak 1975 alınacak olursa, 48 yıl geçmiş…

Ve çok sayıda insan hala bu dönemde yaşıyor.

45-48 yıl önce bir olay şöyle olmuş olsaydı ne olurdu, başka türlü olsaydı ne olurdu?

Sonuçta büyük bir fark ortaya çıkmazdı.

Geç bunları; bugün ve geleceğe bak diyeceğim ama söylemekle olmuyor.

Olsaydı, şimdiye kadar çoktan olması gerekirdi.

İnsanlar bu uzak geçmişi tekrar ve tekrar anlatıyorlar. Düzelterek de anlatıyorlar. Sanki düzeltince bir şey olacak…

O düzeltmenin bugün ve geleceğe katkısı nedir, kocaman bir sıfır.

Düzeltmeden aynen tekrarlasanız ne olacak, ne değişecek; kocaman bir hiç.

Çok sayıda insan neden orada duruyor o zaman?

Gidebilecekleri başka yer yok da onun için…

Hayat o yılların birinde takılıp kalmış…

Bugüne kadar mecbur kalmadıkça anı anlatmadım.

Anlatılacak anı çok olmasına çok da anlatabileceğim başka şeyler var.

Bugünün analizi çok daha önemlidir.

Yazılabilecek yeni bir şey yoksa arkadaşlarımızın ölüm yıldönümlerinde sessiz kalıyorum.

Daha önce yazılmış olanları tekrarlamanın anlamı bulunmuyor.

Uzak geçmişin anılarını da genellikle okumuyorum.

Okunması gereken o kadar çok şey var ki, onlara sıra gelmez, gelmiyor.

Okuyucusu mutlaka vardır, onlar okusunlar…

O anlatılanların bir bölümünün uydurma olduğunu da kuvvetle tahmin ediyorum…

Kişi o dönemden kopmalıdır.

Bunun önde gelen şartı kimin ne anlattığıyla, ne düşündüğüyle ilgilenmemektir.

Bariz yanlış varsa düzeltilir, bunun dışında 45-48 yıl öncesiyle ilgili olarak şöyle ya da böyle düşünülmesi arasındaki fark fazla değildir.

Olayları değiştiremezsiniz ama yorumlar farklı olabilir.

Olsun, ne olacak ki!

Bugün yaptığına ve yapmayı planladıklarına katkısı yoksa önemli değildir.

İsa’nın sözleriyle, “bırakın ölüler ölülerini gömsünler”.

O geçmişten kopabilen koptu, kopamayanla da ilgilenmenin gereği bulunuyor.

Orada kalsın…