Şuanda 37 konuk çevrimiçi
BugünBugün279
DünDün1166
Bu haftaBu hafta6381
Bu ayBu ay30330
ToplamToplam10108830
Kadın voleybol milli takımı PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 03 Eylül 2023 08:50


Bu gece Sırbistan’ı yenerek şampiyon olurlar veya olmazlar, önemli değildir. Önemli olan Türk voleybolunun dünya çapında olduğunu göstermiş olmasıdır.

İki çevre, birisi açık diğeri gizli olarak kadın voleybolcuların başarısına ifrit oluyor.

Birisi, malum, islamcı çevredir.

Bu çevrenin bir bölümü kadınların oyununa değil de bacaklarına bakmaktadır. Kafaları bu yönde çalışıyor, normaldir.

İslamcı kadınların böyle bir başarı göstermesi mümkün değildir.

Spor bedenin mümkün olduğu kadar açık olmasını gerektirir. Rahat hareket edebilmeniz gerekir.

Kadının bacağı ve saçı görünmeyecekse, sporda varlık gösteremez. En başta rahat hareket edemez.

İslamcı kadından başarılı sporcu çıkmaz. Çıkarsa da nadiren çıkar.

Takım sporlarında hiç çıkmaz.

İslamcıların bir başka kesimi voleybolcu kadınlardan birisinin LGBT olmasından rahatsız olmuş. Aslında yarı çıplak oynayan kadınlardan da rahatsızlar ama fazla tepki görmemek için belirtmiyorlardır.

Sana ne, deyip geçeceksiniz.

Böyle bir kadının hem de milli takımda olmasından utanıyorlarmış…

Aklı başında insanlar da sizin gibi tiplerden utanır ya da böyle tipler için utanmaya bile değmez.

Sesi çıkmayan ya da ilgilenmediğim için duymadığım ama fena halde rahatsız olduklarına emin olduğum bir çevre daha var: Kürt milliyetçileri.

Türk takımında hiç Kürt yok, zaten bu nedenle Türk kelimesini kullanıyorum.

Kürt olsaydı bu çevrelerden mutlaka duyardık.

Bazı takım oyuncularının “Atatürk’ün kadınları” belirlemesiyle verdikleri demeçlere sinir oluyorlardır.

Olsunlar, ne yapalım!

Türklere de Kürtlere de başarı gerek…

Nasıl olursa olsun, başarı…

Başka bir ülkede, mesela Almanya’da kadın voleybol takımı şampiyonluk maçına çıkacak olsaydı, bu kadar gürültü olmazdı.

Kadınların birisi ya da fazlası LGBT midir, kimin kaç sevgilisi vardır, kimse merak bile etmezdi.

Başarıya doymuş bir toplum her başarıyı ne tartışma konusu yapar ne de olmayacak yerlere götürür.

Türkler ve Kürtlerin başarı açlığıyla ilgili iki örnek vereyim.

Birincisi; Corona aşısını bulan karı kocadır.

İddiaya göre bunlar Türktür. İlgisi yok. Adları Türkçe olabilir ama kadın Almanya’da doğup büyümüştür, erkek ise ilkokulu bile Almanya’da okumuştur. Bu insanlar Alman eğitim sisteminin ürünüdür.

Her önemli başarının arkasında Türk ararsanız, kaçınılmaz olarak saçmalayarak bulursunuz.

İkincisi; Dersimli bir kadının Hollanda başbakanı olması bekleniyor. Kadın mültecilere ve genel olarak yabancılara karşıdır.

Önemli değil, Dersimli ya, siz ona bakın…

ABD uzay programında yer alan bir kadın İran Kürtlerindenmiş.

Kürt olarak gurur duyun!

Kadın deniz piyadesi eğitimi almış ve Afganistan’da da savaşmış…

ABD ordusunun başarılı bir askeri olmasının ne önemi var, Kürt ya, sen ona bak!

Bu kafa yapısının, Türk veya Kürt, başarı bulmak için yapamayacağı saçmalık yoktur…

Bulamıyorsa da uydurur…

Voleybol milli takımı yöneticilerinin başka dallarda olduğundan daha esnek düşündükleri söylenebilir. Kübalı bir kadının TC vatandaşı olması sağlanarak takıma alınması bunun örneğidir.

Benzer durum çok sayıda ülkede bulunuyor. Şu veya bu daldaki milli takımların kadrosu o ülke vatandaşlarından kurulur ama nasıl vatandaş olmuştur, kaç kuşaktan beri o ülkede yaşamaktadır; kimsenin umurunda değildir.

İyi oynuyor musun, takımdaki başarınla ülkeye katkıda bulunuyor musun; gerisi önemli değildir.

Facebook’ta arada bir bazı tiplerin Osmanlı padişahlarının şeceresiyle ilgili belirlemelerini okuyorum.

Neymiş, Osmanlı padişahlarının tamamına yakınının anneleri Macar, Sırp ve daha sayılabilir başka halklardanmış.

Ne var ki bunda?

Osmanlının ve ardından Türklerin gelişmiş asimilasyoncu özelliklerini anlamamış olanların, tarihten de bugünden de bir şey anlamaları mümkün değildir.

Kişi kendini Türk olarak görüyorsa, Müslüman ise, ülkenin hakim anlayışına da hizmet ediyorsa; gerisiyle ilgilenilmez.

Türk milliyetçilerinin başucu kitabı olan Türkçülüğün Esasları’nın yazarı Ziya Gökalp Diyarbakır doğumlu bir Kürttür.

Hiçbir Türk milliyetçisi bunu sorun yapmamıştır.

TC devleti yıllardan beri Kürtlerin arasından çok sayıda kişiyi yanına çekmiş ve bunlar devletin en üst düzeyine kadar çıkabilmiştir.

Bunu anlamayan hiçbir şey anlamamıştır.

Burada yapılan TC’nin buluşu değildir.

Önceki yüzyıllarda İngiltere ve Fransa başta olmak üzere çok sayıda ülke aynısını yaptı.

Son örnek İngiltere’nin Hint asıllı başbakanıdır.

Göçmen karşıtlığında isim yapmış bir gericidir.

Hint kökenli olmasının ne önemi var?

Dönemin milliyetçiliği, eskisinden farklı olarak, başka halkları da içererek kendini yeniden üretiyor.

Bu eskiden de vardı, şimdi artarak sürmektedir.

Bu anlayışın Avrupa’daki şampiyonu Almanya’dır.

Neue Zürcher Zeitung’un son sayısının manşeti şöyleydi: Almanya yabancıya alıştı.

Buna karşı çıkan milliyetçi partiler de bulunuyor, oy oranları da az değil ama başarı şansları bulunmuyor.

Almanya’nın yeni anlayışını yıllardan beri ABD uyguluyor: alanında iyiysen gel, imkan sağlarız, kısa sürede vatandaş da olabilirsin.

Kökeninin ne olduğu önemli değildir.

Bu gelişme milliyetçiliğin daha geniş zeminde kendini yeniden üretmesidir.

Gel, bizden ol, gerisi önemli değildir.