Şuanda 125 konuk çevrimiçi
BugünBugün2941
DünDün2619
Bu haftaBu hafta7969
Bu ayBu ay37672
ToplamToplam10371142
Türkiyelileşmek PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 03 Haziran 2023 10:04


Artı Gerçek’te Kürtler arasında yapılan bir araştırmayla ilgili haber yer alıyor. Buna göre Kürt seçmenin yüzde 42’si Türkiyelileşme politikasını desteklerken, buna karşı çıkanların oranı yüzde 20,9’dur. Kalanların bu konuda fikri yokmuş.

Aslında vardır da şu veya bu nedenle belirtmemişlerdir.

Fikri olmayanların bir bölümünün de bu politikayı destekleyeceğini düşünürsek, demek ki Türkiyelileşme yanlıları Kürt seçmen arasında yarıdan fazladır.

Araştırmayı yürütenler özellikle Kürt elitlerinin Türkiyelileşmeye karşı çıktıklarını belirtmişler ki, bu saptamanın doğruluğu konusunda biraz şüpheliyim.

Bir kere elitler için bu yüzde fazladır, hayli fazladır.

Araştırma sonuçlarını aynen kabul edip, buna rağmen bu sonucun anlamlı olmadığını belirteceğim.

Türkiyelileşmek ya da Türkiyelileşmemek, bunu belirleyen öncelikle güç ilişkisidir. Bunu dikkate almadan politika saptamak doğru olmaz.

25 yıl öncesinde yaşamıyoruz. Yirmi yıl önce PKK askeri olarak TC devleti için dikkate alınması gereken bir güçtü. Bunu Küresel İç Savaş ve Türkiye (bkz. www.enginerkinerkitaplar.blogspot.com) kitabında anlatmıştım. Genelkurmay o yıllarda “2,5 düşman”dan söz ederdi: Yunanistan, Suriye ve PKK.

25 yıl önceki durum tümüyle değişmiştir.

Suriye on yıllık iç savaştan sonra Rusya ve İran desteğiyle ayakta kalabilmektedir, askeri güç olarak çok zayıflamıştır.

Yunanistan da Türkiye ile askeri olarak karşılaşabilecek durumda değildir.

PKK konusunda ise, ülke sınırları içindeki silahlı mücadele bu örgütün yenilmesiyle bitmiştir. Arada bir küçük çaplı eylem yapmak gerilla savaşı değildir, kendini hatırlatma çabasıdır.

YPG’nin askeri gücü de Türkiye için sorun değildir. Bu örgüte olan ABD desteği kalkarsa 6 ay bile yaşayamaz.

Güç dengesinin değişmesinde belirleyici olan Türkiye’nin askeri gücünün son 25 yıldaki büyük artışıdır. Eskiden de bu güç vardı ama son 25 yılda iyice artmıştır. Ülke silah sanayisi kurmuş ve silah ihraç etmektedir. 2000 yılında yayınlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye kitabında bunu belirtmeye çalışmıştım (aynı adreste E-Kitap olarak bulunabilir).

Türkiye bu gücüne dayanarak Irak’ın ve Suriye’nin bir bölümünü ilhak etmiştir denilebilir.

Katar ve Somali’deki büyük askeri üslerden söz etmiyorum.

Bu durumda Kürt seçmen kitlesinin yüzde 80’i Türkiyelileşmeye karşı olsa bile ne olacaktır?

Karşı ol, görüş düzeyinde kalır; bir şey yapamazsın.

İran hızlı şekilde idamları sürdürüyor ve bunların bir bölümü Kürttür. Oradaki küçük kalkışma ilerleyemeden bastırıldı.

Suriye ile anlaşmak mümkün değildir, özerkliği kesinlikle kabul edemez.

Irak derseniz Barzani Türkiye yanlısıdır, gayet açıktır. Ve Türkiye askeri olarak bu ülkede iç güç durumundadır. Askerleri ve üsleri bulunuyor.

Bu durumda Türkiyelileşmeyip de ne yapacaksın?

Bağırıp çağırabilirsin, nefesin yettiği kadar yap tabii ama bu çaba sonucu değiştirmez.

Katalonya halkının tamamına yakını bağımsızlıktan yanaydı, yapamadılar. Güçleri yetmedi, başka ülkelerden destek de bulamadılar.

Türkiye alt emperyalizmini anlamadan Kürtlerle ilgili politika saptamak temelsiz kalır.

Hükümetin ve devletin cevabı son derece açıktır ve hala anlamayanlar varsa bir an önce anlamalarında yarar vardır: Kürdistanlaşmak mı, yapın da görelim; tepenize bineriz!

Bugün tartışılması gereken Türkiyelileşmek konusu değildir, bunun nasıl yapılacağıdır.

Tersini istemeyenlerin yolları açık olsun!

Sosyal medyada slogan atmaktan, birbirlerini ajite etmekten başka yapabilecekleri bir şey yoktur.