Şuanda 64 konuk çevrimiçi
Okuma alışkanlığı PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 13 Ağustos 2022 21:21


Bu alışkanlığın sonradan kazanılmasının oldukça zor olduğu, çocukluktan kazanılması gerektiği söylenir. Doğru ve yanlışı barındıran bir cümle… Evde okunabilecek materyalin bulunmadığı, günlük gazetenin bile girmediği bir ortamda büyüyen çocuğun sonraki yaşlarda okuma alışkanlığı kazanması oldukça zordur.

Olmaz değil ama büyük çaba harcanması gerekir.

Cümlede yanlış olan ise; kitapların bulunduğu ve günlük gazetenin girdiği bir evde büyüyen çocuğun mutlaka okuma alışkanlığı kazanmayacağıdır. Burada başka faktörler devreye girer. Mesela ailenin teşviki gibi ya da okulda öğretmenlerin öğrencileri bu yönde teşvik etmesi gibi…

Merak önemli bir motivasyon sanıyorum.

Hayatımda ilk okuduğum kitap Heredot Tarihi idi.

6 yaşında ilkokula başladığım için 11 yaşında bitirdiğim 1961 yılının yaz aylarında evde bulunan bu kitabı –annem lisede tarih öğretmeniydi- okumuştum. Kalın olduğuna göre 400-500 sayfalık olması gerekir. Sonlara kadar geldiğimi ama bitirmediğimi hatırlıyorum.

Ne anlamıştım; hiç!

Burada önemli olan anlamak değil, 11 yaşında kalın bir kitabı okumayı göze almaktır.

Adana’da kitap bulmak zordu. 13 yaşında Ankara’ya geldik, orta sondaydım ve o yıllarda Ankara’da gazete bayilerinde bile kitap satıldığını hatırlıyorum.

Merak işte! Birkaç arkadaşım okumuşsa, neden ben de okumayayım?

Yeni çıkmaya başlayan Pardayanlar’ın birkaç cildini okudum. Ardından merak icabı aldığım Conan Doyle’un Sherlock Holmes’inin tiryakisi oldum. Bütün seriyi aldım ve hepsini birkaç kere okudum.

Ailemden özel bir teşvik görmedim. Hatta gözlerim bozuk olduğu ve gözlük kullanmak zorunda olduğum için annem fazla okumamdan hoşlanmazdı diyebilirim.

Sonra lise yılları…

Eve günlük gazete (Cumhuriyet), bazen ikinci bir gazete de alınırdı; haftalık dergi Akbaba… Hepsini okurdum.

Giderek okumak bende alışkanlığa dönüştü.

İş okumakla bitmiyordu, üreten birisiydim.

O yıllarda insan ne üretebilir ki ama bu yönden yetenekli olduğumu öğrenmiştim.

Dokuz yaşında, ilkokul üçüncü sınıfta iken öğretmen ödev vermişti: evden okula gelirken geçtiğiniz yolu anlatın.

Yarım sayfa kadar yazıp götürmüştüm. Ardından kadın eve gelip, bunu siz mi yazdınız, diye sormuş. Haberleri bile yoktu.

Lisede talebelerin büyük bölümünün korkulu rüyası olan kompozisyon dersi benim için kolayca geçilecek bir dersti.

Hayatımda ilk uzun yazıyı 1970 yılında Ankara’daki Kırmızı Aydınlık Dergisi’nde çalışırken Kıbrıs konusunda araştırma yapmakla görevlendirilince yazacaktım. 30 sayfa kadardı; dergi yönetimine verdim, derken dergide ayrılık oldu, Mahir Çayan-Mihri Belli ekipleri ayrıldı, yazı da kaybolup gitti.

Okuma alışkanlığım sürdü ve her zaman okur ve yazar olmaya çalıştım.

Biliyorsunuz bizde okumadan yazan insan sayısı az değildir.

Kızım kitaplar arasında büyüdü, bir dönem evdeki haftalık dergileri okurdu ama bu merakı gelişmedi. Ben de üstelemedim.

Birkaç gün önce büyük göz muayenesine girdim. 1,5 saat kadar sürdü. Göz tansiyonu yüksek, eskiden beri biliyorum ama miyoplarda ince olması gerekirken bende kalın olan gözün ağ tabakası sayesinde sınırda duruyorum. Bu kalınlık değerin daha az olmasını sağlıyormuş.

Başka bir şey yok, her şey normal…

Tek değişen gözlük derecesinin yeniden azalması…

14 yaşında ilk gözlük taktığımda her ikisi de miyop 3,5 idi.

Şimdi 1 ve 1,5.

Bu düşmenin tesadüf olduğunu sanmıyorum. Yıllardır kitabı gözlüksüz okur, bilgisayarda gözlük kullanmam. Göz kasları böyle alışıyor.

Okumaya devam…