Şuanda 213 konuk çevrimiçi
BugünBugün1201
DünDün2014
Bu haftaBu hafta11104
Bu ayBu ay39013
ToplamToplam8551461
Sosyalizm ve kapitalizmin mantığından çıkamamak PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 15 Nisan 2021 13:23


Kendisini sosyalist olarak gören herkes kapitalizme karşıdır ama bunu yaparken sosyalizmin kapitalizmin özelliklerini dikkate alan tanımı olması gerektiğini unutur demeyelim ama yeterince hatırlamaz.

Kapitalizm tarihin gördüğü en hızlı değişken sistemdir. Üretici güçleri sürekli geliştirir ve bu kapitalizmin varlık şartıdır. Üretici güçlerin gelişme düzeyi denilince bunu teknik düzey, üretim örgütlenmesi ve bunlara uygun sosyal şekillenmenin bileşkesi olarak anlamak gerekir. İnsan üretici güçlerin gelişmesini ve yansımalarını şekillendirir ve onlar tarafından da şekillenir.

20. yüzyılda sağlanan teknik gelişme, insanlık tarihinin 20. yüzyıla kadar olan bölümünde görülen teknik gelişmeden fazladır. Kapitalizm üretici güçlerde sürekli gelişme sağlamadan yaşayamaz.

Üretici güçleri sürekli olarak (sürekli belirlemesi önemlidir) kapitalizmden hızlı geliştirebilecek bir sistem bu güne kadar görülmemiştir.  Reel sosyalizm 1930’lu yıllarda bunu bir dönem başardı ama sürdüremedi. Eklemek gerekir, 1930’lu yıllar kapitalizmin özel bir dönemiydi. 1918’de büyük savaş bitmişti, 1929-1933 büyük krizi yaşanmıştı ve 1939’da ikinci büyük savaş başlayacaktı.

Reel sosyalizm bu başarısını sürekli kılamadı. Üretici güçleri yine geliştirdi ama kapitalizme yetişemedi ve onu geçemedi. Nitekim 1980’li yıllarda kapitalizm üçüncü sanayi devrimini (bilgisayarlaşma) gerçekleştirirken, çok sayıda sosyalist hala “kapitalizm bunu yapabilecek kapasitede değildir” saptamasında ısrar ediyordu.

Başka bir yazıda ayrıntılı olarak üzerinde duracağım için burada belirtmekle yetiniyorum. 20. yüzyıl deneyimi bize üretici güçlerin kapitalizmdekinden daha hızlı geliştirilmesinin mümkün olmadığını gösterdi. Özel bazı dönemlerde bu yapılabilir ama süreklilik sağlanamaz. Sosyalizm üretici güçleri kapitalizmden daha hızlı geliştirmek zorunda değildir. Ondan çok geride kalmamalıdır çünkü bu durum kapitalizmin sosyalizmi yok etmesiyle sonuçlanabilir ama üretici güçleri geliştirme yarışına girmek ve böylece kapitalizme yetişip onu geçmeye çalışmak zorunda değildir. Zaten istese de yapamayacağı görülmüştür.

20. yüzyılda gelişmiş bir kapitalizmle birlikte yaşamak zorunda kalan ve bundan sonraki devrimlerin ardından da yaşamak zorunda kalacak olan sosyalizmde üretici güçlerin gelişme düzeyinin kapitalizmdekinden yüksek olması zorunlu değildir.

Yaşanan 20. yüzyıl deneyinden sonra mantıklı gibi görünen bu sonucun aynı zamanda tarihsel materyalizmin temel bir ilkesini geçersizleştirdiğine dikkat edilmelidir.

Marksizmde toplumların sınıflandırılması üretici güçlerin gelişme düzeyine göre yapılır. Feodal toplum köleci toplumdan; kapitalist toplum feodal toplumdan üretici güçlerin gelişme düzeyi daha ileri olduğu için ileridedir. Teoriye göre sosyalist toplumda bu düzey kapitalizmden daha ileri olacaktır.

20. yüzyıl sosyalizminin temel gelişme ilkesinin kapitalist ülkelere yetişmek ve onları geçmek olması kolayca anlaşılabilir. Teori böyle söylemektedir ve tarihsel materyalizm gereğince sosyalizmde üretici güçlerin gelişme düzeyinin kapitalizminkinden ileride olması gerekir.

20. yüzyıl tarihi bize bunun olamayacağını ve olmasının şart da olmadığını gösterdi.

Geleceğin sosyalizmi kelimenin geniş anlamıyla üretici güçleri geliştirmekte farklı bir konsepte sahip olmalı ve kapitalizmden daha hızlı gelişmeyi hedef almamalıdır.

İnsanların geniş anlamda asgari ihtiyaçlarının karşılandığı, toplumsal eşitsizlik ortadan kalkmasa bile oldukça azaldığı bir toplum hedeflenmelidir.

Asgari ihtiyaç gıda ve barınma iken, geniş asgari ihtiyaçta bunlara sağlık, eğitim ve güvenli bir gelecek sağlanması da eklenir.

Bunu gerçekleştirmeyi hedefleyen ve ulaşabilen bir toplumda üretici güçlerin gelişmesinin kapitalizmden ileride olması gerekli değildir.

Kapitalizm üretici güçleri büyük hızla geliştirirken çevreyi mahveder (aynı anlayışa sahip reel sosyalizm de 20. yüzyılda benzerini yapmıştır), insanın çok yönlü gelişmesini engeller, insanı robotlaştırır, gereksiz tüketim bağımlısı yapar.

Önceki bir yazıda belirttiğim gibi, bir olgunun iyi yanını bırakıp sakıncalı yanını kaldıramazsınız. Üretici güçler kapitalizmde olduğundan daha hızlı gelişsin ama bunun yarattığı yıkım önlensin, gibi bir saptama hayal ürünüdür.

Yapılması gereken üretim anlayışını değiştirmek, her alanda olabildiğince üretim yapmamak, bu bağlamda üretimi yönlendirmek hatta bazı alanlarda kısıtlamaktır.

19. yüzyılda tersi düşünülebilirdi. Marx, “insanlık kapitalizmin çok değil az gelişmiş olmasından acı çekiyor” dediğinde haklıydı. Mal ve hizmet üretimi insanlığı asgari ihtiyaçlarını bile karşılayabilecek düzeyde değildi.

Şimdi ise, üstelik yıllardan beri üretici güçlerin gelişmesinin ulaştığı düzey, insanlığın geniş asgari ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdadır.

Dünya çapında kapitalizm az değil, fazla gelişmiştir.

Kapitalizm geliştikçe mutlak yoksulluk azalmakta ama gelir eşitsizliği, doğanın tahribi, savaşlar ve tüketim hastası insanlık çoğalmaktadır.

Sadece Çin ve Hindistan’da mutlak yoksulluğun azalması bile, bu ülkelerin nüfusları nedeniyle dünya çapında mutlak yoksullukta azalma demektir. Bu durum açlığın ortadan kalktığı, salgın hastalıkların kaybolduğu anlamına gelmez ama durum diyelim 50 yıl öncesine göre daha iyidir. (Bu konudaki veriler için bkz. Thomas Piketty: 21. Yüzyılda Kapital)

20. yüzyıl deneyi kapitalizmin üretici güçlerde daha fazla gelişme, daha fazla üretim ve tüketim mantığının çerçevesinden çıkmayan sosyalizmin, kaçınılmaz olarak kapitalizme ulaşacağını gösterdi.

20. yüzyıl sosyalizminin tanımlarından birisinin de “iki kapitalizm arasındaki uzun yol” olması bu nedenledir.

Bu yolu yarı feodal toplumdan başlayıp, sosyalizmden geçerek kapitalizme ulaşmak olarak da tanımlayabilirsiniz.

Sosyalizmin farklı bir uygarlığı gerçekleştirmesi gerektiği sürekli söylenir ama bunun için neler gereklidir, üzerinde durulmaz. Kapitalizmin daha fazla üretim ve daha fazla tüketim mantığından ayrılmadan bunu gerçekleştirmek mümkün değildir.

Üretim araçlarında özel mülkiyetin kaldırılması bunun için ne belirleyicidir ve ne de yeterlidir.

Sosyalizm üretici güçleri kapitalizmden daha hızlı geliştirir anlayışı, kapitalizmin mantığından çıkmamak demektir.