Şuanda 68 konuk çevrimiçi
BugünBugün4250
DünDün4521
Bu haftaBu hafta8771
Bu ayBu ay15198
ToplamToplam7573285
Korona bitmeden başkası gelir... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 12 Mayıs 2020 07:44


Korona virüsüyle mücadelede çok sayıda ülkede alınan önlemlerin kademeli olarak gevşetilmesi gerçekleşirken, Türkiye de dahil bazı ülkelerde durum ciddiyetini koruyor. Basının ne yazdığına aldırmayın, medya kanallarını da boş verin; bir ülkede dört gün sokağa çıkma yasağı ilan ediliyorsa, durum ciddi demektir.

Virüsün bulaştığı insan sayısı, her insandan başkasına bulaşabilen yayılma oranı, ölüm sayısı gibi rakamlar önemlidir ama hiçbir ülkede bunların kesinliği yoktur. Nüfusun tamamını korona taramasından geçirmek zor olduğu gibi, bugünkü taramada negatif çıkan bir bölüm insanın birkaç gün sonra virüs kaparak pozitif olmayacaklarının garantisi de yoktur.

Korona ile ilgili değişik ülkelerde alınan önlemlerin tamamı aynı amaca yöneliktir: bu virüs bir şekilde insanların en az yüzde 70’ine bulaşacaktır. Bazıları farkına varmayacak, bazıları hafif geçirecek, bazılarında ağır sonuçları olacak ve hastaneye yatmak zorunda kalacaklardır. Yayılma hızı yavaş olursa hastaneye yatanların sayısı da birdenbire yükselmez ve herkese yeterli yatak, doktor ve hemşire bulunabilir.

Almanya’da hastanelerde hızlı artması beklenen korona hastalarına ayrılan yataklar azaltılıyor, ertelenen ağır ameliyatlar için hastalara yatak açılıyor.

Almanya’da önlemler gevşemeye başlayınca bir kişinin ne kadar insana bulaştırdığını gösteren katsayı artmış ve yeniden 1’in üzerine çıkmış. Çıkabilir, önemli olan iyice yükselmemesidir.

Ek olarak, korona tek değildir. İnsanlar yıllardan beri değişik virüs ve mikroplarla birlikte yaşıyorlar. Her yıl gripten çok sayıda insan ölüyor.

“Dünyayı yaşanmaz hale getirdik, doğayı çok tahrip ettik, kirlettik” belirlemesiyle korona ya da başka bir türü arasında bağlantı kurmak anlamsızdır. Ortaçağda Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte birini yok eden veba salgını vardı ve o yıllarda ne havanın kirletilmesi ve ne de çevrenin tahribi bulunuyordu.

İspanyollar yeni bulunan okyanus üzeri yollarla Amerika kıtasına ulaştılar. Orta ve Güney Amerika’daki Maya, Aztek ve İnka imparatorluklarını yıkarak kıtayı sömürgeleştirdiler. Sömürgecilere karşı savaşta çok kişi hayatını kaybetti ama bu bölgedeki halklar büyük oranda yeni hastalıklar nedeniyle öleceklerdi. İspanyollar Avrupa’dan Amerika’da bulunmayan mikropları da getirmişlerdi. Avrupa’daki nüfus bu hastalıkları yaşadığı için bağışıklık kazanmıştı, Amerika’daki halklarda ise bu bağışıklık yoktu ve salgın hastalıklardan büyük sayılar halinde öleceklerdi.

İspanyolların oldukça az bir güçle Brezilya dışında Orta ve Güney Amerika’yı sömürgeleştirebilmelerinde kendilerini etkilemeyen salgın hastalıkların rolü vardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar ve Orta Avrupa’da yayılması da veba salgınından sonradır.

O zamanki doğa kirlenmesi şimdikiyle karşılaştırılamayacak kadar azdır ama dünya nüfusuna oranla salgın hastalıklardan ölüm sayısı şimdikinden fazladır.

İnsanlık tarihi daima salgın hastalıklarla iç içe gelişmiştir ve bunun doğa kirlenmesiyle ilişkisi yoktur denilebilir. İnsanlık iki yüz yıl önce doğayı şimdikiyle karşılaştırılamayacak kadar az tahrip ediyordu ve o zamandan bugüne ortalama insan hayatı yüzde 30 uzamıştır.

Rusya’da devrim yıllarında Rus devrimcilerinin bir bölümü tifüsten ölürdü. Bugün verem, tifüs, çiçek, tifo, veba gibi yıllarca çok sayıda insanın ölümüne neden olmuş hastalıklar neredeyse bitmiştir. Penisilinin bulunması ve diğer ilaçlarla hastalık tedavilerinde büyük gelişme sağlanmıştır.

Bütün salgınlarda belirleyici olan dikkatli olarak bulaşma ihtimalini azaltmak ve daha önemlisi sağlam bir bünyeye sahip olmaktır. Ev ya da araba almaktan önce bünyenize yatırım yapacaksınız. Bilgi sahibi olmak ve bu yatırımı bilinçli yapmak önemlidir. Sağlıklı beslenme ve hareketli bir hayat önemlidir ama yeterli değildir; vitamin ve mineral takviyesi almanız ve bunu da bünyenizin ihtiyaçlarına göre ayarlamanız gerekir.

Doğanın artan oranda kirlenmesi –hava ve suların kirlenmesi gibi- insan hayatını olumsuz etkiliyor, burası açıktır ama bu kirlenmeyi virüs kaynağı olarak görmemek gerekir.

Korona yepyeni bir virüs değil aslında, SARS’ın mutasyona uğramış halidir ve yeni mutasyonlarla değişebilir de… Korona gider, başkası gelir…

İnsanlık tarihi boyunca virüsler ve mikroplarla iç içe yaşamış, zaman içinde bunların tedavilerini bulmuştur. Kuduz aşısı bulununcaya kadar çok sayıda insan öldü, verem, tifo ve veba da böyledir. Kinin bulununcaya kadar salgınlar çok sayıda insanı öldürüyordu.

Bitirirken “Biz övünmeden duramayız” yazısına atıfta bulunacağım…

İstanbul sağlık turizmi merkezi olabilirmiş…

20-30 yıl öncesinden farklı olarak dünyada herkes birbirinin durumunu yaklaşık olarak biliyor. Sağlık geniş bir alandır ve her ülke şu veya bu alanda başarılı olabilir ama Türkiye’nin sağlıktaki genel başarı oranı yüksek değildir. Yüksek olsaydı korona ile mücadelede dünya sıralamasında önde olurdu, orta sıralarda değil… Resmi olarak açıklanan virüsün bulaşma ve ölüm sayısını doğru kabul etsek bile, ülkenin yeri önlerde değildir.

 

Kimse bunu bilmiyor mu sanıyorsunuz?