Şuanda 88 konuk çevrimiçi
BugünBugün4413
DünDün4521
Bu haftaBu hafta8934
Bu ayBu ay15361
ToplamToplam7573448
Sosyalizm geriye dönmedi, tükendi PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 23 Nisan 2020 09:06


Reel sosyalizmin çözülerek tarihe karışması konusunda yıllardan beri çalışıyor olmama, çok sayıda yazı ve kitaplar yazmama karşın, bu yazıyı yine de giriş çerçevesinde düşünün. Sorun konunun öğrenilmesi değildi, fazlasıydı; yanlış bilgilerin silinip, yerlerine doğruların konulması gerekiyordu. Bunu yabancı dil öğrenmeye benzetebilirsiniz. Bu dili başlangıçta doğru öğrenmezseniz, daha sonra doğrusunu öğrenmeniz zorlaşır çünkü doğruyu öğrenirken yanlışı da silmeniz gerekmektedir. Önceki bilgi yeniye karşı direnecektir ve doğru boş yeri doldurmayacak, yanlışı itekleyerek kendine yer açacaktır.

Reel sosyalizm tarihi hakkındaki yanlış bilgimizin başlıca iki nedeni vardı.

Birincisi, marksizmin 20. yüzyıldaki iktidar tarihinde teori ile pratik arasındaki büyük açıklıktır. Reel sosyalizm marksist sosyalizm değildi, böyle olmamasında şaşılacak yan yoktur çünkü hiçbir teori pratiğe geçerken aynı kalmaz, değişir. 20. yüzyılın Marksistleri ve marksist-leninistleri pratiğin de teori olduğunu anladılar ama pratiklerini teorileştirirken, önceki teoriye de dokunmadılar. Böylece birbirinden farklı iki teori ve ikisi de aynı ismi taşıyarak yıllarca birlikte varoldu. Bu durum artan oranda kafa karışıklığına yol açacaktır çünkü ikisi de kabul ediliyordu ama ikisi arasında önemli farklılıklar vardı. Başka bir deyişle sosyalizmin 20. yüzyıldaki iktidar tarihinde marksist-leninistler pratikte yaptıklarını büyük oranda teoriye yansıtmadılar. Gerçekte ise teoriyi, pratiklerine göre değiştirmeleri gerekirdi.

30 yıldan beri “teorinin geliştirilmesi gerekir” denilip bir şey yapılamamasında bu kargaşanın rolü belirleyicidir. Hangi teoriyi geliştireceksiniz? Marx-Engels ve Lenin’in devrime kadarki teorisini mi, sonrasındaki büyük oranda pratiğin teorisini mi? Bu ikisi birbirinden hem farklıdır hem de birbirine bağlıdır. Bu durumda teoriyi geliştirebilmek için hangisinden neyi alacaksınız? Bunu anlamadan adına ister marksizm deyiniz isterseniz başka bir şey, sosyalizmin teorisinin geliştirilmesi mümkün değildir.

Gramsci Ekim Devrimi için boşuna “Kapital’e karşı devrim” dememişti, yarı feodal bir ülkede sosyalist devrim Marksist devrim teorisine uymuyordu. Sosyalizmin maddi koşulları devrimden önce mevcut değildi çünkü marksist teoriye göre bu koşullar ancak gelişmiş bir kapitalizmle sağlanabilirdi. Ne Rusya’da ne de başka ülkelerde böyle bir devrim olmadı. İşçiler ve yoksul köylülerin yanı sıra küçük üreticilik sosyalist devrimlerde önemli rol oynadı. Bir yandan teoriye göre küçük üreticiye güvenmemek gerekir, başka bir yandan da bunlar bütün sosyalist devrimlerde en az işçiler kadar hatta daha fazla rol oynamıştır. Bulgaristan, Çin ve Vietnam devrimlerinde işçilerin rolü çok zayıftır. Küba devriminde de geri plandadır. Marksistler hem bu devrimleri selamladılar ve hem de bu devrimlerin yapısına uymayan teoriyi yıllarca savundular.

Sonuç tam bir kafa karışıklığıdır. Yıllardır “teorinin geliştirilmesi gerekir” sözünü tekrarlamanın ötesinde somut adım atılamamış olmasının temel nedeni budur; farklı iki teoriyi birden savunamazsınız ya da kafa karışıklığından kurtulamazsınız.

Hem sosyalist devrimin temel gücü işçi sınıfıdır diyeceksiniz (tarım işçileri ve yoksul köylüler dahil), hem de küçük üreticiliğin büyük rol oynadığı devrimleri savunacaksınız; normal olarak bu ikisi birden olmaz ama yıllardan beri böyle oldu.

Bu nedenle teorinin geliştirilebilmesi için 20. yüzyıl devrimlerinin başlıca özelliklerinin –teoriye uydurularak değil gerçekte olanla- yeniden belirtilmesi gerekir.

Ekim Devrimi’ni işçiler ve yoksul köylüler değil, işçiler ve asker elbisesi içindeki köylüler yapmıştır ya da bu sosyalist devrim işçiler ve küçük üreticilerin eseridir. (Bkz. Geleceğe Dönüş kitabı) Sonraki devrimlerin tümünde aynı özellik görülür ve hatta köylülerin rolü daha da ağır basar.

Önceki bir yazıda belirttiğim gibi bu karışıklığın başlangıcı Lenin’dedir. Lenin önde gelen mimarı olduğu sosyalist devrimin teoriden farklı özelliklerini teoriye yansıtmamıştır. Bunun için zaman çok erkendi denilebilir ve doğrudur da. Kautsky’den Martov’a kadar klasik Marksistlerin sürekli eleştirisi altında bunu hızlı olarak yapmak mümkün değildi. Sonuçta bu isimler Lenin’e karşı klasik marksizmi savunuyordu ve bu anlamda teoriye Lenin’den daha fazla bağlıydılar; onu marksizmden ayrılmakla suçlamaları temelsiz değildir.

İşçilerin nüfusun yüzde 10’undan bile az olduğu ülkelerde proletarya diktatörlüğünün kurulduğunun ilan edilmesini bu temelde değerlendirmek gerekir. Proletarya diktatörlüğü –marksist teoriye göre- çoğunluğun azınlık üzerindeki diktatörlüğüdür ve bu nedenle de ileri derecede demokratiktir. Ne var ki, Rusya dahil bu diktatörlüğün kurulduğunun ilan edildiği ülkelerde proletarya küçük bir azınlıktı. Gerçekte kurulan işçiler ve küçük köylülerin diktatörlüğüydü.

Sonraki devrimlerde de aynısı yaşanacaktır.

Bu uzun birinci neden açıklamasından sonra ikinci nedene geçilebilir.

İkincisi; yıllarca reel sosyalizmin resmi tarihini öğrendik, gerçek tarih ise bundan farklıdır. Bu resmi tarihi ister iktidardaki komünist partilerinin yayınlarından isterse Troçki’den öğrenmiş olun, fark etmez; farklılıklar olsa bile ikisi de resmi tarihtir. Bu konuda Polonya örneğinin verilmesi yeterlidir. Troçkizm yıllarca kapitalizmi savunan bir işçi hareketini, Dayanışma Sendikası’nı, sosyalist bir hareket olarak “bürokratik” dediği rejime karşı desteklemiştir. Nedeni basittir: işçilerin kapitalizmi savunabileceklerini hele de örgütlü işçilerin bunu yapabileceklerini anlayamamıştır.

Reel sosyalizmin gerçek tarihi bildiğimiz resmi tarihten farklıdır ve teorinin geliştirilebilmesi için mutlaka öğrenilmelidir. Bu tarihi yok sayarak ya da başka bir deyişle “fabrika ayarlarına” Marx-Engels döneminin marksizmine dönerek kafanızdaki karışıklığı daha da artırmaktan başka bir şey yapamazsınız.

Bu açıklamaların ardından yazının başlığına geçelim…

Yıllardan beri sosyalizmin yıkılması yerine sosyalizmin çözülmesi terimini kullanıyorum ve reel sosyalizmin tarihi hakkında yetersiz bile olsa epeyce bilgilendikten sonra “sosyalizm tükendi” belirlemesinin daha doğru olduğu düşüncesindeyim.

Bir rejimin tükenmesi, onu savunan kayda değer bir gücün kalmaması demektir.

Reel sosyalizmden kapitalizme geçen bütün ülkelerde –SSCB, Doğu Avrupa ülkeleri ve Çin- önceki rejimi savunan ciddi bir güç görülmemiştir.

Macaristan, Polonya, Çekoslovakya, Demokratik Almanya Cumhuriyeti gibi ülkelerde iktidardaki partiye karşı büyük gösteriler yapıldı. SSCB, Bulgaristan ve Çin’de bu olmadı ama kapitalizme geçişe karşı çıkan da olmadı.

Bu nedenle “geriye dönüş” belirlemesi doğru değildir çünkü geriye dönüşe karşı çıkan görülebilir bir güç bulunmuyordu.

Sosyal emperyalizm tezini savunanların geriye dönüş teorisi daha da tutarsızdır. İddiaya göre 1956’da SSCB, 1980’li yıllarda Çin sosyalizmden geriye dönmüştür. Bu nasıl geriye dönüş ise, herkes memnundur. Partilerin üst kademelerinde tasfiyeler yaşanmış –bu süreci ayrıca inceleyeceğim- ve “geriye dönülmüştür” ama herkes memnundur çünkü görülebilir bir karşı çıkış yaşanmamıştır.

Eski sosyalist ülkelerde yıllardan beri insanlara “sosyalizm dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sorulur ve çoğunlukla “o dönem iyiydi” cevabı alınır. “Sosyalizm iyiydi” ya da “sosyalist dönemin iyi özellikleri kötü özelliklerinden fazlaydı” belirlemesi Bulgaristan’da özellikle fazladır. Sadece yüzde 5 bu dönemi tümüyle mahkum etmektedir, bir bölümünün açık fikri yoktur.

Sosyalizm iyiydi ama sürmesi mümkün değildi, bütün imkanlarını tüketmişti, başka bir deyişle tükenmişti. Bu nedenle de reel sosyalizme karşı çıkanlar oldu ama ortadan kalkarken savunanlar olmadı.

Birbirinden çok farklı rejimler olmakla birlikte bu durumu devrim öncesi Rusya’sına benzetebilirsiniz. 1917 yılında ne Çarlık’ı ne de onun yerini alan burjuva hükümetini savunan neredeyse yoktu, varolanlar çok zayıftı. Bolşeviklerin dünyanın altıda birini kaplayan bir ülkenin bir-iki kentinde devrim yapabilmeleri ve ardından bütün ülkeye hakim olmaları bu sayede mümkün oldu. Önceki rejim tükenmişti, direnemedi bile…

Bambaşka bir sosyo-ekonomik rejimde aynısını görebilirsiniz: reel sosyalizmin çok sayıda iyi özelliği vardı, kötüler de vardı ama iyiler ağır basıyordu ve bu rejim tükenerek ömrünü tamamladı; tükenirken savunan çıkmadı.

 

Yazının başından beri anlatmaya çalıştığım süreci öğrenmeden, başka bir deyişle 20. yüzyılın devrim tarihinin önemli gelişmemelerini yeniden kurmadan (tarihin yeniden yapılandırılması) ya da yıllardan beri pratikte olanı teoriye yansıtmadan, sosyalizmin geleceği hakkındaki her belirleme hayalden ileriye gitmeyecektir.