Şuanda 44 konuk çevrimiçi
BugünBugün756
DünDün2759
Bu haftaBu hafta9996
Bu ayBu ay45191
ToplamToplam7603278
Devlet kurma hakkı... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 19 Nisan 2020 20:00


Her halkın devlet kurmaya hakkı vardır ama hak bir şeydir, gerçekleşmesi başka bir şeydir. Tarihte bir halkın devlet kurması ya güçlü bir ülkenin desteğiyle olmuştur ya da uzun mücadele sonucu hayata geçmiştir. Mesela Yunanistan 1830’da Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını İngiltere’nin desteğiyle kazandı. Bulgaristan ise bağımsızlığını 1878’de Çarlık Rusya’sının Osmanlı ordularını yenip –Plevne savaşı bu sıradadır- Yeşilköy’e kadar gelmesinin ardından elde etti. Bazı ülkeler ise bir sömürgelikten çıkıp başkasının sömürgesi oldular. Araplar Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın sömürgesi olmaktan kurtulup İngiltere ve Fransa’nın sömürgesi oldular. Bu iki ülke Ortadoğu’dan çekilirken sınırlar çizip devletler oluşturdular ve bunların daha sonra birleşmesi de mümkün olmadı. Benzer bir durum Afrika’da yaşandı.

Vietnam uzun süren savaş sonucu önce Fransa’nın ardından ABD’nin egemenliği altında yaşamaktan kurtuldu. Cezayir de yıllarca süren savaştan sonra Fransa’dan bağımsızlığını kazanacaktı.

40 –kimine göre 50- milyonluk Kürt halkının neden devleti yok, sorusu sürekli sorulur. Bu soruyu o halkın önce kendisine sorması gerekir. Tarihte hiçbir halka, hele de nüfusu birkaç milyondan ibaret değilse, sömürgeci güçler tarafından “devlet kur” denilmemiştir. Tarihsel fırsatlar ise her zaman ortaya çıkmaz. Fırsat, onu kullanabilen varsa fırsattır, yoksa gelir ve gider.

Mücadele etmek önemlidir, bu mücadele bazen uzun da sürebilir ama asıl belirleyici olan sonuç almaktır. İstenilen sonuca ulaşılamadan mücadele, hele de yıllar sürerse, halk kaçınılmaz olarak yorulur ve kazanabildiği kadarıyla yetinmeye razı bile olabilir.

Kürtler için en uygun zaman Birinci Dünya Savaşı sonrasıydı ama değişik nedenlerle kullanamadılar. “Bize özerklik sözü verilmişti, tutulmadı” demek gerekçe değildir. Politikada çok sayıda söz tutulmamak için verilir. Bir taraf zayıf durumdadır, başkasının desteğini kazanmak için söz verir; aradan birkaç yıl geçer, güçler dengesi değişir ve sözün tutulmamasının şartları ortaya çıkar.

Bu dönemdeki fırsatın kullanılamamasının bir nedeni bir araya gelemeyen aşiret yapısı ise, asıl önemli nedeni Ermeni soykırımına Kürtlerin Hamidiye Alayları ile aktif katılmış olmasıdır. Sürülen Ermenilerin topraklarına ve diğer mallarına özellikle o alanda bulunan kesim tarafından el konulacaktı. Bu malların paylaşımı konusunda merkezi otoriteyle yerel güçler arasında yaşanan çekişmeler hakkında değişik incelemeler yazılmıştır. Herkes gücü neye yetiyorsa almış, herkesin payına az veya çok bir şeyler düşmüştür.

Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenildi ve aynı durumdaki diğer ülkeler gibi toprakları galip ülkeler tarafından işgal edildi. Sevr Antlaşmasına göre Trabzon, Bitlis, Erzurum ve Van Ermenistan’a veriliyordu. Tam sınır konusunda biraz belirsizlik olmakla birlikte eskiden beri büyük bir Ermeni kenti olan Van’ın durumu kesindir, diğer kentler daha fazla olabilir. Başka bir deyişle Kuzey Kürdistan olarak bilinen alanın bir bölümü Batı Ermenistan oluyordu. Kürtlerin bir bölümü bu gerçeği sık unuturlar.

Kurtuluş Savaşı denilen ama bana göre adı “sınırları genişletme savaşı” olması gereken savaşta Kürtler büyük oranda Türkleri destekleyecekti. Bunu politik körlük olarak değil, Ermenilerin geri dönmesi tehlikesine karşı alınan tutum olarak görmek gerekir. Savaş bitti, kemalist Türkiye konumunu sağlamlaştırdı ve verilen sözün tutulmamasının şartları da oluşmuş oldu.

Kürtler Barzani vasıtasıyla Irak’ta büyük mücadele verdiler ve özerk bir bölgeyi de ABD’nin Irak’ı işgal etmesi sonucu kurabildiler. Bu bölgenin temeli 1991’de ilan edilen uçuşa yasak bölgeye dayanır.

Bugünkü duruma gelindiğinde Kürtler adlı tek politik özneden söz etmek artık mümkün değildir. AKP’li Kürtler vardır ve sayıları da az değildir. Türkiye ile iyi ilişki içinde olan, topraklarında çok sayıda Türk askeri bulunan, Güney Kürdistan vardır. Ek olarak PKK/YPG sayılmalıdır. Başka Kürt grupları da bulunmakla birlikte esas güçler bunlardır.

Bu güçlerin bir araya gelmesi mümkün gözükmemektedir. AKP’li Kürtlerin durumu zaten bellidir ve “ulusal birlik”ten söz edildiğinde bu kesim sayılmamaktadır. Ulusal birlik Barzani-Talabani kesimiyle PKK/YPG arasında savunulmaktadır ama bunun da gerçekleşme şansı yoktur. TC bir tarafla savaşırken diğer tarafla yoğun işbirliği içindedir ve bu şartlarda da ulusal birlik temenni olmanın ilerisine geçemez.

Bu gerçekliği eleştirilerle değiştiremezsiniz. Türkiye ordusuyla, yoğun ihracatıyla, ekonomik faaliyetleriyle, operasyonlarıyla Güney Kürdistan’a iyice yerleşmiş durumdadır.

Ortadoğu’da İsrail dışında hiçbir devlet bağımsız Kürdistan’ı desteklemiyor. En başta bölgenin iki güçlü devleti, Türkiye ve İran buna karşıdır. Bu iki ülke açıkça karşı olduğu sürece de ne ABD ve ne de Rusya Federasyonu bağımsız Kürdistan’ı savunamaz ve zaten neden savunsun ki… Büyük devletler çıkarları varsa böyle bir oluşumu savunurlar ve konumlarını da her zaman değiştirebilirler. Türk ordusunun Afrin’i ele geçirmesinde bunu açıkça gördük. Rusya Federasyonu izin vermeseydi Türkiye böyle bir harekata girişemezdi. Sanırım S-400 alımı ve Akkuyu nükleer santralı izin için yeterli oldu.

Yukarıda adını andığım dört örgüt arasında birlik sağlansa bile –mümkün görünmüyor ama sağlansa bile- güçlerinin bağımsızlık için yeterli olacağı şüphelidir. Türkiye ve İran askeri olarak güçlü ülkelerdir. Bırakın başka yerleri, Irak’ta bile rahat bırakmazlar. Ülke nüfusunun yüzde 60’ı Şiidir ve İran’ın burada önemli etkinliği vardır.

Bağımsızlık referandumu yapan Barzani bunu yüksek oyla kazandı ama bağımsızlık ilan edemedi. Edemezdi de… Elindeki hakların bir bölümünü de Irak merkezi yönetimine kaptırdı.

Türkiye ve İran’ın içinde önemli değişimler olmadan Kürtler için bağımsızlık mümkün görünmüyor. Lafı edilir, dünyaya duyurulur ama uygulama başka bir şeydir. Bağımsız Filistin Devleti konusunun yıllardan beri sürmesi ama bir türlü sonuca ulaşamaması önemli bir örnektir. Filistin Devleti –Türkiye dahil- çok sayıda ülke tarafından desteklenmesine rağmen durum böyledir.

Bırakın bağımsız devleti, İsrail Filistinliler aleyhine olarak sınırlarını sürekli genişletmektedir. Son olarak Kudüs başkent ilan edildi, karşılaştıkları büyük tepki üzerine konuyu şimdilik ön planda tutmuyorlar ama ilk fırsatta daha açık davranacaklardır.

Türkiye de Güney Kürdistan’da iyice yerleştiği gibi Batı Kürdistan’da da askerleri ve üsleriyle vardır. Haritaya göre burası görünürde Suriye toprağıdır.

Facebook sayfalarında çağrılarla ya da onu bunu eleştirmekle bir şey olmaz. Göreceğiz, bir süre sonra yapanlar da bıkacaktır. Bugünün şartlarında Türkiye ve İran içinde ya da en azından bir tanesinde önemli değişiklikler olmadan Kürt devletinin hiç şansı bulunmuyor.

Böyle bir değişiklik olduğunda bile zorluk bitmeyecektir ama şans daha fazla olacaktır.