Şuanda 63 konuk çevrimiçi
BugünBugün2929
DünDün1934
Bu haftaBu hafta10044
Bu ayBu ay25236
ToplamToplam7246829
En çok mülteci alan ülke Türkiye; doğru değil PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 28 Şubat 2020 19:41


Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre; dünyada en çok mülteci barındıran ülke, 3,6 milyon kişiyle Türkiye’dir. İdlib’den gelebilecek yeni bir göç dalgasını Türkiye’nin kaldırması mümkün değildir, bu nedenle Avrupa Birliği’ne gitmek isteyen mülteciler engellenmeyecektir.

Bu belirleme doğru değildir. Ülkeler üzerine düşen mülteci sayısı mutlak rakama göre değil, nüfus oranına göre hesaplanır. Türkiye’den çok daha az nüfusa sahip olan Ürdün ve Lübnan daha az mülteci almıştır ama ülkedeki mültecilerin ülke nüfusuna oranı Türkiye’ye göre hayli yüksektir.

Türkiye’nin 20 katı fazla nüfusa sahip olan Çin 5 milyon mülteci almış olsaydı, Türkiye’den daha mı fazla mülteci almış olacaktı? Nüfus oranlamasına göre hayır…

Politik bilim ve sosyolojiye giriş dersinin neredeyse değişmez konusu rakamlarla insanların nasıl kandırıldığıyla ilgilidir. İki tipik örnek verilir.

Birincisi; ABD ve Avrupa ülkelerindeki işsizlik oranlarının karşılaştırılmasıdır. ABD’deki oran daima daha düşük çıkar ama böyle bir karşılaştırma doğru değildir. Bu karşılaştırmanın yapılabilmesi için ABD ile mesela Almanya’daki işsizlik tanımının aynı olması gerekir. ABD’de yılda bir ay çalışan çalışıyor kabul ediliyor ise ve bu tanım Almanya’da farklı ise, işsizlik oranları karşılaştırması yapılamaz.

İkinci örnek; göçmenlerin ve Alman vatandaşlarının suç oranlarıyla ilgilidir. Genellikle sağcı partiler tarafından yapılan bu karşılaştırmaya göre göçmenlerdeki suç oranı, nüfusları dikkate alındığında fazladır. Burada da yine rakamlarla kandırma söz konusudur.

Göçmenlerdeki büyük suç kalemlerinden birisi oturma izniyle ilgilidir (mesela zamanında uzatılmaması). Alman vatandaşları için ise böyle bir suç yoktur. Bu durumda karşılaştırma yapılamaz.

Dışişleri Bakanlığı da mültecilerin nüfusa oranını dikkate almadan mutlak sayıyla belirleme yapmaktadır ve bu doğru değildir.

Türkiye’nin çağrısıyla yapılan bugünkü NATO toplantısından somut bir şey çıkmadı, çıkması da beklenmiyordu. NATO Suriye’ye saldırılarını durdurması için çağrı yaptı ama Suriye’nin Rusya’dan onay almadan bir şey yapamayacağını çağrıyı yapanlar da biliyordu. Muhatap alınması gereken aslında Rusya ama NATO ve Rusya karşılıklı olarak takışmamaya dikkat ediyorlar. İki taraf da Türkiye’nin kendisinden uzaklaşmasını istemez ama Türkiye nedeniyle de açık olarak takışmaz. Kınar, çağrı yapar ve burada kalır.

En az 33 askerin ölümüyle sonuçlanan hava saldırısının Rusya’nın bilgisi ve onayı olmadan yapılamayacağını –Türkiye dahil- herkes biliyor. Putin kayıplar için başsağlığı diledi. Uluslararası ilişkilerde nezaket kuralları dalga geçmeyi dışlamaz.

Suriye’deki savaş daha epeyce sürer. Bazen şiddetlenerek bazen yavaşlayarak sürer. Türkiye bazen ABD’ye ve onun aracılığıyla NATO’ya, bazen Rusya’ya yakınlaşır; iki tarafı birbirine karşı kullanmaya çalışır. Onlar da Türkiye’yi fazla kırmadan ama taleplerine de uymadan durumu idare ederler.

Mülteciler konusu da böyledir. Türkiye Avrupa Birliği ülkelerinin İdlib’de ateşkes sağlanması için ağırlıklarını koymasını istiyor, aksi durumda yeni bir mülteci akınını kaldıramayacağından sınırları açacağını duyuruyor.

Başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri de Rusya ile hiç ama hiç takışmak niyetinde değiller. Rusya da özellikle iyi ekonomik ilişkisi bulunan Almanya ile takışmak istemez. Bu durumda çağrılar yaparlar, kınarlar, vaatlerde bulunurlar ve durumu idare ederler.

 

Birkaç yıl önce yaz aylarında Türkiye’den Yunanistan’a ait bir adaya geçişin ücreti kişi başına bin Dolar (ABD) idi. Bakalım bu yaz kaç para olacak?