Şuanda 69 konuk çevrimiçi
BugünBugün3066
DünDün1934
Bu haftaBu hafta10181
Bu ayBu ay25373
ToplamToplam7246966
Yapay zeka PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 25 Şubat 2020 20:14


Bu yazıyı konuya giriş olarak kabul edin. Biliyorum, konuyla ilgili olarak uydurmaların ve bilgi temeline dayanmayan akıl yürütmelerin hemen her çeşidini okuyoruz. Bilgi edinilebilecek yerler internet ya da gazeteler değil, konuyla ilgili ciddi bilimsel dergiler ve yazılmış kitaplardır. Kitapların yazarına baktıktan sonra okumak gerekir çünkü konu güncel olduğu için oradan buradan biraz bilgi toplayan çok kişi kitap yazmakta ve bazen yeni bir şey söylememekte ve bazen da uydurmaktadır.

Öncelikle kullanılan kelimeler üzerinde duralım: yapay, nedir biliyoruz; doğal olmayan, insan tarafından yapılandır. Yapay zeka denildiğinde “akıllı makine” olarak nitelendirilen aletlerden söz ediyoruz ve bunları yapan da insandır. Makinenin kendisi akıllı olmaz, insan tarafından programlandığında böyle olabilir.

Zeka konusunda ise genel kabul görmüş tanım bulunmuyor. En fazla tutulan tanımlar öğrenme yeteneği ile olgular arasında ilişki kurabilmektir. Değişik gibi görünen olguların ortak yanlarını bulup buradan hareketle bir tablo çıkarırsınız.

Bir başka tanıma göre ise zeka, zekanın yaptıklarıdır.

Buradan hareketle insan zekasının sabit olmadığı, zekanın eğitilebildiği ve gelişebileceği sonucuna varılabilir.

Buradan hemen çıkarılabilecek önemli sonuç ise, akıllı makinelerin insan zekasının yerini tümüyle alabileceği ve hatta insandan üstün olabileceği varsayımının yanlışlığıdır. Akıllı makineler sürekli geliştiriliyor ama insan zekası da gelişiyor. Şunu da unutmamak gerekir; makine program olarak kendisine ne yüklenirse onu yapar. Şu veya bu nedenle program dışına çıkarsa ya saçmalar ya da durur.

Yapay zekayı içeren akıllı makinelerin esası, makinenin insan zekasının değişik fonksiyonlarını taklit etmesidir. Bir görüşe göre insan zekasının bütün fonksiyonları makinelere yüklenebilir. Bu görüş 1970’li yıllarda ortaya atılmıştı ve o yıllarda beyin araştırmaları bugünkü kadar gelişmemişti. Evrenin en karmaşık yapısı olarak da adlandırılan beynin nasıl çalıştığı –gösterilen bütün ilerlemeye rağmen- halen tam olarak çözümlenebilmiş değildir. Bu hedefe belki de hiçbir zaman ulaşılamayacaktır çünkü beyin sabit kalmıyor, sürekli kendisini yenileyebiliyor. Bunun kendiliğinden olmaktan çok insan çabasıyla gerçekleştiğini vurgulamak gerekir. Beynin fonksiyonları eğitilebilir ve geliştirilebilir.

Basit bir örnek vermek gerekirse; hafızayı güçlendirmek, beynin bir bölümünü güçlendirmek demektir. Beynin kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki hafıza bölümü vardır ve bunların yerleri de bellidir. Bir şey hatırlanırken sadece bu iki bölüm değil, beynin çok sayıda bölümü birlikte faaliyet göstermektedir ve bunun nasıl gerçekleştiği halen çözülememiştir.

Bunlar çözüldüğünde beynin başka fonksiyonları ortaya çıkabilir.

Akıllı makinelerin sürekli geliştiğini daha doğrusu geliştirildiğini söyleyenler, insanın beyin kapasitesinin sabit kaldığını sanıyorlar ama bu doğru değildir.

Akıllı makineler şu anda değişik alanlarda kullanılıyor. Örneklemek gerekirse:

İnsan yüzü tanıyan makinelerden başlayalım.

Çin Halk Cumhuriyeti bu konuda önder durumdadır. Herkesin girmemesi gereken bir bölümde çalışıyorsunuz diyelim. Kapıda makineye bağlı elektronik bir göz var, yüzünüze bakıyor ve tanırsa kapıyı açıyor, yoksa giremiyorsunuz.

Makine yüzü nasıl tanıyor?

Yüzle ilgili çok sayıda ölçü makineye yüklenmiştir: kaşlar arasındaki mesafe, burun ve dudaklar arasındaki uzaklık, burnun yapısı, alın genişliği vd. Elektronik göz yüzünüze bakıp bunları kısa sürede ölçüp yüklenmiş bilgiyle karşılaştırıyor. Makinenin hafızasında yüz ölçüleriniz varsa, kapı açılıyor.

Bu yöntemin aynı zamanda takip ve fişlemeye yaradığını belirtmek gerekir. Kentin değişik yerlerine yerleştirilmiş gizli ya da açık kameralar sürekli kayıt yapıyor, kayıttan elde ettiği bilgileri hafızadakilerle karşılaştırıyor ve ardından “filan kişi bugün şu saatte şuradaydı, buradan şuraya gitti” diye doküman çıkarıyor.

Adorno ve Horkheimer özgürlüğü çoğaltan yeni haberleşme ve hafıza tekniklerinin denetimi de artırdıklarını 1950’li yıllarda yazmışlardı ve herhalde bu kadarını da düşünmemişlerdi.

Elektronik göz ve akıllı makineyle ilgili güncel sorunlardan birisini incelediğimizde, gelişmenin nasıl sorunlarla karşılaştığını anlayabiliriz:

Diyelim ki bir makinenin kediyi tanıması gerekiyor. Bunun için makinenin hafızasına 700-800 kadar değişik kedi fotoğrafı yüklenmesi gerekiyor. Ardından makine elektronik gözüyle gördüğü hayvanın kedi olup olmadığını anlayabiliyor.

Bu oldukça zahmetli bir iştir. Bir çocuk ise iki kedi örneği gördüğünde her çeşit kediyi ayırt edebiliyor. Konunun uzmanları bunun hafızayla ilgili olduğunu düşünüyorlar ve mekanizmayı çözmeye çalışıyorlar.

Yapılmaya çalışılan esasta aynıdır: insan beyninin işleyişinin taklit edilmesi.

Akıllı makineler ya da başka bir deyişle robotların üretimde ve günlük hayatta yoğun olarak kullanılmaya başlanması 4. sanayi devrimi olarak da adlandırılıyor.

Birinci sanayi devrimi buhar makinesinin bulunması ve sanayide kullanılmasıyla karakterize olurken, ikinci sanayi devrimi -20. yüzyıl başları- elektriğin üretimde kullanılması ve akar-bant sisteminin bulunması temelinde şekillenir. (Üretimin örgütlenmesi ve bu bağlamda Taylorizm de teknik gelişme çerçevesi içindedir.)

Üçüncü sanayi devrimi bilgisayarlaşmadır. 1980’li yıllardan başlanarak bilgisayarın sanayide, hizmet sektöründe ve günlük hayatta kullanılmasıyla karakterize olur. Sosyalist ülkeler bu devrimi yapamadıkları için üretici güçlerin geliştirilmesinde başlıca kapitalist ülkelerin hızla gerisine düştüler.

Burada şu sorulabilir: SSCB askeri olarak ABD’den geride değildi. Bu ise bilgisayarları kullanmadan mümkün değildir. Bu durumda SSCB ve diğer sosyalist ülkelerin bilgisayarlaşma konusundaki geriliğinden nasıl söz edilebilir?

Askeri teknolojide bilgisayar kullanılması ile, bunun üretim ve tüketim malları sektörüne yayılması ve giderek alışveriş merkezlerinden büro hizmetlerine kadar girmesi birbirinden farklıdır. İkincisi toplumsal mal ve hizmet üretiminin yeniden düzenlenmesini ve eskisinden farklı işçileri ve uzmanları gerektirir. Sosyalist ülkeler bunu yapamadılar. Askeri alanda kullanabildikleri bilgisayarı üretimin genelinde kullanamadılar.

Sosyalist ülkelerde bu konuda tartışma da vardı ve bunu Che Guevara Kısa Uzun Bir Hayat kitabında anlatmıştım: 1960’lı yıllarda sosyalist ülkelerde bir yandan “bilimsel teknolojik devrimde geri kalıyoruz” görüşü vardı, diğer yanda ise “kapitalizm yeni bir sanayi devrimi yapamaz” görüşü savunuluyordu. İkinci görüşü savunanlar mücadeleden galip çıktılar ve yaklaşık 20 yıl sonra da “yapamazlar” dedikleri üçüncü sanayi devriminin yapıldığını göreceklerdi.

Üçüncü sanayi devrimiyle birlikte kapitalizmin temel sanayileri sayılan demir-çelik ve metal sanayileri geri çekildi. Fabrikalar kapandı, işçiler çıkarıldı. Sanayinin kalan bölümünde rasyonelleştirmeye gidildi. Ulaşım ve haberleşme kolaylaşınca üretim iyice bölündü, işyerleri küçüldü, kol gücüne dayanan işçilik tarihe karışmaya başladı. İşçi sınıfının yapısı değişti. Çok sayıda yeni hizmet alanı ortaya çıktı, bununla birlikte “hizmet proletaryası” adı verilen ve 1970’lere kadarki işçilerden oldukça farklı olan başka bir işçi türü ağırlık kazandı. Bunların sürekli işi yoktu, küçük gruplar halinde çalışıyorlardı, genellikle sosyal güvencesizdiler, sendikalara uzaktılar ve sınıf dayanışması çok azalmıştı. Sürekli işi olanlar da büyük rekabet içindeydiler.

Üçüncü sanayi devrimi sadece teknik değil aynı zamanda sosyal bir devrimdi. Toplumun yapısını, sınıflar arasındaki güç ilişkisini değiştirdi.

Benzer durum dördüncü sanayi devrimi için de geçerlidir. Öncekilerde olduğu gibi bunda da çok sayıda insan işini kaybedecek ve yeni iş alanları açılacaktır. Çalışanlar arasındaki ilişkinin daha da zayıflaması, daha fazla parçalanmaları söz konusudur.

Eğitim büyük önem kazanacaktır. En basit işi yapan bile bilgisayar kullanmayı zaten bilmek zorundaydı ve buna akıllı makineleri yönetebilmek bilgisi de eklenecektir.

Bazı görüşlere göre bu yeni sanayi devrimi kapitalizmin de sonunu getirecektir. Üretimde robot kullanımı geliştiği oranda canlı emeğin payı azalacaktır, ortadan kalkmasa bile iyice azalacaktır. Artı değer de –teoriye göre- sadece canlı emek tarafından üretilebildiğine göre, artı değer azalırken robotların sahibi olanların zenginliği ve kazanç oranları artacaktır.

Bu gelişme mümkündür ve zaten olmaktadır. Bunun sonucu marksist kapitalizm analizinin iyice zayıflaması olacaktır. Kapitalizm ve burjuvazi gelişiyor ama artı değer yok olmaya doğru gidiyor ya da gittikçe azalıyor.

Daha önce de belirtmiştim: Kapital’i okuyun ama buradan hareketle günümüz kapitalizmini anlayacağınızı zannetmeyin. İleride bu görüş daha da geçerlilik kazanacaktır.

Başka teoriler kurulur…