Şuanda 73 konuk çevrimiçi
BugünBugün3034
DünDün1934
Bu haftaBu hafta10149
Bu ayBu ay25341
ToplamToplam7246934
Reel sosyalizmi anlayamamak PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 17 Şubat 2020 18:19


Az olmayan sayıda sosyalist reel sosyalizmi ya da 20. yüzyılda iktidardaki sosyalizmi tarihe karışmasının ardından 30 yıl geçmiş olmasına rağmen halen temel özellikleriyle bile olsa anlayabilmiş değil. Bu arkadaşların bir bölümümüm klasik birikimi iyidir, yabancı dil özellikle İngilizce bilirler, 1970’li ve 1980’li yıllarda sosyalist harekette etkin olmuşlardır; eksikleri ve hataları mutlaka vardır ama kimin yoktu ki… Reel sosyalizmi anlamak konusunda zorlanmalarını, kendilerinin de herhalde inanmadığı basit açıklamalar bulmalarını yıllarca anlayamadım. Bunun için değişik nedenler sıralanabilir ama bence en önemli neden marksist sosyalizm anlayışından çıkamıyor olmalarıdır.

Reel sosyalizmi bağımsız iç yasaları ve çizgisi olan bir toplum olarak düşünüyorlar, böyle bakınca da işin içinden çıkamıyorlar.

Yıllar önce yanlış hatırlamıyorsam Yalçın Küçük benzer bir değerlendirme yapmış ve tarihe karışmış reel sosyalist ülkelerin durumunun aslında hiç de fena olmadığını açıklamıştı.

Haklı sayılırdı ve konuyu anlamamak da bu haklı gibi görünmekten geliyordu.

Bu konuda en iyi örnek Demokratik Almanya Cumhuriyeti’dir (DAC). Birleşmiş Milletler’in gelişmişlik kıstaslarına göre DAC 1980’li yıllarda dünyanın gelişmiş 10. ülkesiydi ve bu konumuyla Yunanistan’dan ilerideydi. Ama DAC halkını ilgilendiren Yunanistan’dan değil Almanya’nın öteki tarafından, Batı Almanya olarak bilinen taraftan ne kadar ileri olunduğuydu. DAC’de üretici güçlerin gelişme düzeyi diğer Almanya’nın yüzde 40’ı kadar idiyse, bunun sonucu ilerilik değil açık bir gerilik demekti. (Bkz. 1989 Berlin Duvarı; bu kitap www.enginerkinerkitaplar.blogspot.com da pdf olarak bulunabilir.)

Marksist sosyalizm teorisi sosyalizmin rakipsiz olmasını öngörür ama 20. yüzyıldaki gerçekleşme böyle olmamış ve sosyalizm güçlü bir kapitalist blokla birlikte yaşamak, onunla yarışmak zorunda kalmıştır. Çekoslovakya’da Dubçek ile birlikte reform hareketinin önde gelen isimlerinden olan Ota Şik; sosyalist ülkelerin kısa sürede kazandıkları büyük başarılarla öğünmemek gerektiğini, önemli olanın kapitalist ülkelerle aradaki fark olduğunu belirtmişti.

Sosyalist ülkeler önemli başarılar kazanmışlardı, burası açıktır ama emek verimliliğinde ya da üretici güçlerin geliştirilmesinde ABD, Batı Almanya, Fransa, İngiltere vd. ülkelere yetişememişler, bir dönem aradaki farkı kapatmışlar, ardından 1970’li yıllardan başlayarak artan oranda geride kalmışlardı.

Reel sosyalist ülkelerin ekonomik ve toplumsal yapısını kendi başlarına değerlendirirseniz, durumlarının hiç de fena olmadığı doğrudur ama değerlendirme böyle yapılamaz.

Güçlü bir sosyalist blok güçlü kapitalist bloğun iç işleyişini etkiler, özellikle 1945 sonrasında bunu açıkça görebildik. Aynı etkinin tersi de doğrudur yani güçlü kapitalist blok sosyalist ülkelerin iç dinamiğini etkileyecektir. Buradan hareketle reel sosyalizmin bağımsız iç yasaları yoktur, denilebilir. Bu toplumsal yapının gelişmesinin özellikleri, birlikte yaşanılan kapitalizmin özelliklerine yakından bağlı olacaktır. Reel sosyalizmin gelişme yasaları kapitalist sistemin mevcut durumuyla birlikte incelenmelidir.

Buradan çıkan sonuç şudur: 20. yüzyıl sosyalizminin özgün iç yasalarından söz eden anlayışı bırakmak gereklidir. Marx-Engels’in anlayışı bu yöndedir. Aynı anlayış daha sonra da sürdürülmüştür.

Burjuvazi konusunu ele alalım:

Üretim araçlarında özel mülkiyet kaldırılınca, tarımda kolektifleştirme gerçekleştirilip küçük üreticilik tasfiye edilince, burjuvazinin gelişme olanakları ortadan kalkar. Bunu yapan ülkelerin bir süre sonra “burjuvazinin ortadan kalktığını açıklaması” doğru gibi görünür çünkü burjuvazinin gelişebilme yolu kalmamıştır.

Ve burjuvazi beklenmedik bir yerden, komünist partileri yönetiminden çıkar.

Reel sosyalist ülkelerde burjuvazi Marx-Engels ve Lenin’in işaret ettiği gibi aşağıdan yukarıya değil, yukardan gelişmiştir. Burjuvazi ekonomik olarak güçlenip ardından devleti ele geçirmemiş –öyle olacağı sanılıyordu- tersine önce devletteki konumundan yararlanarak özel mülkiyeti meşrulaştıran yasaları çıkarmış, ek olarak bankalar ve kredilerle ilgili yasaları, miras hakkını yasalaştırmış; böylece kapitalizme geçilmiştir. Halktan da önemli bir itiraz gelmemiştir.

Reel sosyalizme karşı olan ve büyük gösteriler yapan değişik halk grupları kapitalizmi değil farklı bir sosyalizmi istiyordu ama bunu yapabilecek durumda değillerdi. Ya kapitalizm karşısında iyice geride kalmış reel sosyalizm ya da kapitalizm; başka seçenek yoktu. Seçenek kafalarında vardı ama hayata geçirebilecek durumda değillerdi.

Buradan çıkan başka önemli bir sonuç şudur: üretim araçlarında özel mülkiyeti kaldırsanız, küçük üreticiliği tasfiye etseniz bile, sosyalist bir ülkedeki burjuvazi dünyada güçlü bir kapitalizm olduğu sürece ortadan kalkmaz. Kendisini beklenmedik yerlerden –komünist partileri yönetimlerinden mesela- üretebilir.

Bunları “Geleceğe Dönüş” kitabında açıklamaya çalıştım. Bu kitaba yönelik övgülerden de fena halde memnun olduğumu belirtmeliyim. Oradaki her konuyu ayrı bir kitap olarak yazmak gerekecek ve ilkini sonbahar için planladığım Bulgaristan örneğinde sosyalizmden kapitalizme dönüşün incelendiği kitapta yapabileceğimi sanıyorum.

2005 yılında yayınlanan 1989 Berlin Duvarı kitabında marksist sosyalizm teorisinin değişmesi gerektiğini belirtmiştim. Bu belirlemeyi Geleceğe Dönüş ile Che Guevara – Kısa Uzun Bir Hayat kitaplarında açarak anlattım. Che sosyalizmde 1960’lı yılllardaki iç tartışmanın taraflarından bir tanesiydi.

Güçlü bir kapitalist sistemle birlikte yaşamak zorunda kalmak, onunla ticaret yapmakla sınırlandırılamaz. Her alanda rakipsiniz demektir. Onun işleyişini etkilersiniz ve o da sizinkini etkiler. Reel sosyalist ülkelerin tarihini biraz olsun inceleyenler bile bütün komünist partilerinin programlarında “yetişmek ve geçmek” belirlemesinin olduğunu görürler. Üretici güçlerin geliştirilmesinde başlıca kapitalist ülkelere yetişmek ve onları geçmek hedefine ulaşılamadı ya da reel sosyalizmin en büyük hedefine yönelik çaba başarısızlıkla sonuçlandı.

Bundan sonraki sosyalizmler de –dünya çapında devrim beklenmeyeceğine göre, olsa iyi olur ama bu istek şimdilik fanteziden ileriye gitmez- reel sosyalizm olacağına göre, buradan çıkan sonuçlardan bir tanesi şudur: burjuvaziyle birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız, hem ülke dışında ve hem de ülke –bölgesel devrim olabilirse bölge- içinde… Dünyada güçlü bir kapitalist sistem olduğu sürece burjuvazi devrim yapılan ülkede bile yok edilemeyecektir. Yok edilmiş gibi görünebilir ama kendini yeniden üretme imkanı her zaman olacaktır.

Onunla birlikte yaşarken gelişmeyi öğrenmek zorundayız.

Özgünlüklerini unutmamak şartıyla Küba bu konuda iyi bir deneydir.

Küçük bir ülkedir ve sadece ABD ile bile üretici güçlerin geliştirilmesinde yarışması mümkün değildir ama SSCB desteği olmadan da ayakta kalabileceğini göstermiştir. Küba burjuvazisi Miami’de yıllardan beri oturup rejimin çökmesini, komünist partisinden burjuvazi çıkmasını bekledi; olmadı. Hala umutları var mıdır, bilmiyorum.

Küba Komünist Partisi’nden burjuvazi çıkması mümkün değildir çünkü burjuvazi zaten vardır ve Miami’de beklemektedir. (Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Che Guevara – Kısa Uzun Bir Hayat).

Tekrar belirteyim, Küba’dan hareketle genelleme yapmak doğru olmaz ama önemli bir deneydir.

 

Reel sosyalizm tarihini anlamak çok da zor değil aslında…