Şuanda 76 konuk çevrimiçi
BugünBugün568
DünDün2770
Bu haftaBu hafta11455
Bu ayBu ay60832
ToplamToplam6839924
Erdoğan İstanbul'u da, sarayını da kaybedecektir! PDF Yazdır e-Posta
İrfan Dayıoğlu tarafından yazıldı   
Pazar, 02 Haziran 2019 07:51


Diktatörlük heveslisi Erdoğan, Güney Kürdistan toprakları içinde PKK güçlerine saldırıya geçmiş bulunuyor. Birçok alana birlikte saldıran TC güçleri; sessiz tutumu ile ihanet içine sürüklenmiş olan KDP’nin desteği ile Kürt özgürlük güçlerini imha etmeye çalışmaktadır. Kendisine devrimciyim, ilericiyim, sosyalistim, yurtseverim diyenler, TC’nin bu barbar saldırılarını lanetlemeli, durdurulması için harekete geçmelidir.

 

Belli ki, AKP-MHP faşist iktidarı, Rojava başta olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketinin bulunduğu tüm alanları işgal etme planından vazgeçmemiş. Bugün havadan ve karadan uluslararası yasaları hiçe sayarak sınır ötesi saldırıları ile tutumunu açığa vuran Diktatör Erdoğan’ın, bu saldırılarına başta Halklarımız olmak üzere, dünya kamuoyu tutum almazsa  Faşist TC ordusu bu saldırılarının dozunu giderek arttıracak ve Kürt Özgürlük Savaşçılarının bulunduğu her alanı işgale yeltenecektir.

Bundan dolayı bu saldırılara topyekün bir karşı duruş çok önemlidir.  Bundan dolayı bugün ilerici, devrimci, yurtsever, sosyalist tüm bölge güçleri sokaklarda olmalıdır. Erdoğan bu saldırılarıyla Kürt halkının bölgedeki kazanımlarını ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Unutulmasın ki, AKP-MHP faşizminin saldırılarına sessiz kalan herkes tarih önünde suçlu olacaktır.

Bugün belki de Kürtler açısından tüm kartların sahaya sürüleceği bir günün başlangıcıdır. Bir yanda diktatör Erdoğan işgalcisine karşı savaşanlar, Kürdistan halkının gerçekten özgürlüğünü, derebeylerine, aşiret ağalarına karşı emekçileri, mazlumları, ezilen sınıfları savunanlar, bir yanda sömürgecilerin işbirlikçiliğini yapan,  ailesel çıkarları için halkını satanların kavgası da başlamış bulunmaktadır.

KDP’ye hala yurtseverlik atfederek ihanetini gizlemeye çalışanlar size sesleniyorum; 40 yıldır Bedeli ne olursa olsun yaşamlarının her anında zalim barbarlara karşı mazlumların safında yer alan, bu uğurda binlerce can veren PKK’mi yurtsever, yoksa ailesinin ekonomik çıkarları için haksız bir biçimde iktidar olmakta direten, Erdoğan ile stratejik işbirliği adı altında ülkesini peşkeş çeken, bu da yetmiyormuş gibi TSK ile birlikte Kürt Savunma Kuvvetlerine saldırı emri veren Barzani aşireti mi yurtsever?

Biliyoruz ki; hiçbir kurtuluş hareketi, hele de bağımsızlığı savunduğunu söyleyenler, zalimlerin sofrasında oturarak mazlumun davasını güdemez. KDP bugün günün Yezid’i, zalimlerin temsilcisi Erdoğan’ın sofrasında oturmuş Kürdün bağımsızlık davasını güttüğünü iddia ediyor. Oysa oynadığı rol ihanettir. “PKK olmasaydı TSK saldırmazdı” diyor. Kürtler olmasaydı zaten sorun da olmazdı demek değil mi bu?

Bugün Erdoğan faşizmine karşı seferberlik günüdür. Erdoğan bir kumara girerek Türkiye halklarının tümünün kaderini de masaya sürmekten çekinmiyor. Bu kumar sonuçta tüm halklara kaybettirdiği kadar Türk halkına da kaybettirecektir. Türkiye belki de bir iç savaşın içine sürüklenecektir. Bu açıdan bugünden sokaklara inerek bu saldırılara karşı tutum almak hayati önemdedir.

Biraz bölgeyi iyi gözlemleyen biri Türkiye’nin bir bilinmeze sürüklendiğini görecektir. Erdoğan bu son tutumuyla DAİŞ ve türevleri ile olan stratejik müttefikliğini açığa vurmuştur. Bölgedeki yegane müttefikleri bu insanlık düşmanı güçlerdir.  Amacı hiçbir parça da Kürtlerin bir statü sahibi olmamasıdır. Bugün Rojava’yı, Kuzey Kürdistanı yerle bir etmeyi amaçlayan Erdoğan amacına ulaştığında Barzani’yi harcamaktan asla çekinmeyecektir.

Ancak ne Kürtler eski Kürt’tür, ne de bölge Erdoğan’ın gül bahçesidir. İçine girmekte olduğumuz bu kanlı sürecin sonunda Erdoğan mutlaka kaybeden olarak çıkacaktır. Bizim sorunumuz bu kanlı süreci engellemektir. Ölümleri durdurmaktır. Bunu başaramazsak her savaşta olduğu gibi esas kaybeden bölgenin mazlum milletleri olacaktır.

Bugünden bölgenin tüm ilerici dinamiklerini bir araya getirebilir ve zalim iktidarlara karşı koyabilirsek halkların daha çok acı çekmesinin önüne geçmiş oluruz. Herkesin, her yaş grubunun gücü oranında yapabilecekleri vardır. Bugün elimizden geleni hemen yapmanın günüdür. Yarın geçtir. Umudumuzu koruyacağız ve diktatörleri tarihin çöp sepetine süpüreceğiz. Eğer yarın  “Her Şey Güzel Olacak” diyorsak faşizme karşı ortak cephe olmanın zamanıdır. Önceliğimiz 23 Haziran 2019’da İstanbul seçimlerinde Erdoğan iktidarına seçimi kaybettirerek ilk tokadı indirmektir.  Muhalefet güçleri  Kürt sorununu çözmek amacıyla Meclisi harekete geçirmeli ve Erdoğan’ın elinden bazı kozları almalıdır.

Erdoğan 17 yıllık AKP iktidarında her sıkıştığında Kürde saldırdı.  Kimi zaman adına “çözüm Süreci” dediği çöktürme planlarıyla, kimi zaman açıktan imha ile hep saldırdı. Kürt halkının temsilcileri ise her çözüm dendiğinde “biz hazırız, çözümden yanayız” dediler ve iktidarın oynadığı oyunları da bilerek çözüm için koşulları hep zorladılar. Büyük bedeller ödediler ama barış ve kardeşlik isteminden vazgeçmediler, vazgeçmiyorlar. İktidar çözüm istemini, çözümün yolunu açacak olan ateşkes ilanlarını bir zayıflık belirtisi olarak yorumladı ve saldırıların boyutunu arttırdı. Ancak tüm bu saldırılara karşı Kürt hareketi her saldırıdan sonra daha da güçlendi.

Artık Erdoğan’ın gizli toplantıları bizzat yandaşlarınca deşifre ediliyor. Söylemler, planlar sosyal medyaya düşüyor. Anlaşılan Recep gidicidir. Recep şimdi bir taraftan HDP ile uğraşırken, beri taraftan da çetin ceviz çıkan Ekrem İmamoğlu ile uğraşmak zorunda. Seçim kampanyasını Binali yerine bizzat kendisi yürütmektedir. Kazanırsa kendisi kazanmış, kaybederse de yine kendisi kaybetmiş olacaktır. Bu yüzden İstanbul’u kaybetmiş bir Erdoğan uzun süre iktidarda kalamaz.

Erdoğan geçmiş seçimlerden önce Rojava topraklarının bir kısmını işgal etti, ancak yine de seçmenden beklediği desteği bulamadı. Hal böyleyken Erdoğan hala tankla tüfekle siyasete ayar verilemeyeceğini, Türkiye’nin düzlüğe çıkamayacağını öğrenemedi.

Hasan Cemal’in deyişiyle; “Söz konusu vatansa demokrasi teferruattır, diyenler çıktı.Olmadı.Söz konusu vatansa hukuk teferruattır, diyenler çıktı.Olmadı.Devlet bu ülkede hukuk ve demokrasiyi tanımadı.Hukuk ve demokrasi devlete götürülemedi.Bunun için de, barış ve huzur kapımızı çalmadı.Bugün de öyle.Barış ve huzur uzağımızda.Çünkü bugün de darbe zamanlarını yaşıyoruz.Bu seferki askeri değil sivil.Erdoğan'ın sivil darbesi!”

Bütün bu çırpınışlar sorunlara çözüm olmanın çok ötesinde. Tek çözüm kalmıştır, 17 yıldır bu ülkeyi “aldatıldık, oyuna geldik” diyerek yönetmeye çalışan, içinde bulunduğumuz durumun sorumlularını başkasıymış gibi gösteren AKP ve liderini emekli edip dinlenmeye göndermektir.

Bunu yapabiliriz.Başarabiliriz.Erdoğan'dan kurtulabiliriz.Erdoğan inişte, çöküyor. Erdoğan köşeye sıkışan kedi misali elinin ulaştıklarının yüzleri tırmalıyor.  Çözümü zulmünü arttırmakta arıyor. Ancak artan zulüm ateş topu olup Erdoğan’a dönüyor. Recep gitti gidiyor. Hem de en yakınlarınca terk edilerek gidiyor.

Artık Erdoğan ve ekibine güle güle demenin zamanıdır. “Şimdi cesaret hızla yayılıyor ve bizim bunu büyütme gibi bir sorumluluğumuz vardır. Öncüler her zaman korkuyu ve karanlığı ilk yarmak görevi olanlardır. Öncü de korkarsa zulüm kurumsallaşır, faşizm uzun süreli bir yönetim biçimine dönüşür. Türkiye'de bu yönüyle, rüzgarı cesaretten yana tersine çevirdiğimize inanıyorum.”

Eğer bu öngörüler doğru çıkarsa Türkiye’nin demokratikleştirilmesi yolunda geri döndürülemez bir süreç başlatılmış olacaktır.

AKP iktidarının kuyruğu fena halde sıkıştı.17 yıllık Erdoğan iktidarının birçok yolsuzluğunu rüşvet dağıtımını gördük. Ancak23 Haziran seçimleri dolayısıyla bol keseden rüşvet ve ulufe dağıttığına, borç sildiğine, yolsuzluk usulsüzlüklerin üzerini çizdiğine, dile benden ne dilersen türünden böylesine uçuk ve yalan vaatlerde bulunduğuna şahit olmamıştık.

Erdoğan ve ekibi bütün bu saydıklarımızı yapmasına rağmen, anket sonuçları, meydanlar, ülkede esmekte olan hava iktidarın içini rahatlatmıyor. Muhalefetin, özellikle de Kürt seçmenin yolunu kesmek için her türlü üç kağıt, sonucu garantiye alacak her türlü alavere dalavere çoktan hazırlanmış, -hatta yasalaştırılmış- olsa da iktidar sonuçlardan emin değil.

Bundan dolayı devreye savaşçı, ırkçı tekçi hayaller sokuluyor. Savaş seçeneği ile sonuç alınmaya çalışılıyor. Vatan, millet, bayrak, beka, istiklâl, şehitlik, düşman, vb. ajitasyonları eşliğinde, kitleler en zayıf noktalarından, korkularından, inançlarından, kutsallarından vurulmak isteniyor.

AKP öncülüğünde kurulan islamo-milliyetçi faşist Cumhur İttifakının eylemi de, söylemi de kan ve zulüm üzerine kurulu. Savaştan besleniyorlar. Yıkmaktan, yok etmekten, kökünü kurutmaktan başka sözcükleri bulunmuyor. Toplumun sorunlarına yönelik en ufak bir talepleri dahi yok. Geleceğe yönelik projeleri tükenmiş, o zaman bize düşen daha çok çalışmaktır, daha çok kardeşleşmektir, daha çok barışı, demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü savunmaktır.

Erdoğan’ın savaş siyaseti çökmektedir. Afrin Harekatı beklenen oy artışına yol açmadı. Şimdi Kandil seferini, Şengal seferini diline dolamış, bununla sonuç almaya çalışıyor. Ancak Kandili de fethetse iktidarı kaybetmekten kurtulamayacaktır.

Ancak bu çırpınışlar da boşunadır. Erdoğan artık nereyi işgal ederse etsin, nereye bayarak dikerse diksin bunu oya tahvil edemeyecektir. Abbas yolcudur. Recep gitti gidiyor. Her kim ki bu gidişe katkı yapmak istiyorsa  23 Haziran’da oyunu EKREM İMAMOĞLUNA vermelidir. Gördüğünüz gibi Erdoğan’ın başkanlığına son verecek ilk tokat İstanbul’dan atılmalıdır ve atılacağına da inanıyoruz, yeter ki  ne yapmamız gerektiği konusunda ikircime düşmeyelim.