Şuanda 79 konuk çevrimiçi
BugünBugün4436
DünDün4521
Bu haftaBu hafta8957
Bu ayBu ay15384
ToplamToplam7573471
tarihsel hainler 2 - mihrac ural ve tacettin sari PDF Yazdır e-Posta
ibrahim yalcin tarafından yazıldı   
Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:40


             Mihrac Ural’ın, 1978 tarihinden itibaren içimizdeki hain oldugu biliniyor.Yalnız olmadıgıda biliniyor. M.Ural ihanetinin farkında olmadan, onun amaçlarını hizmet edenleri saymıyorum.İhanete bilinçli olarak katılan ve devrimci kılıgında  tıpkı M.Ural gibi içimize sızan Tacettin Sarı adlı resmi Muhabarat elemanı da var.            Tacettin Sarı, 1977 Agustos darbesi öncesine kadar Antakta örgütlenmesi içersinde sıradan bir sempatizan konumundadır.Antakya dışında kimsenin bilmedigi,tanımadıgı bir sempatizandır. Gelişmeye açık olmayan, içine kapanık, sosyal ilişkide dikkat çekmeyecek kadar silik bir kişiliktir. Daha önce yazdım. Merkezi  İstanbul olmak üzere,örgütsel tarihimizin en agır darbelerinden ilki, 1977 Agustos ay’ında yapılmıştır.( 1978 mart darbesi  ile tutuklanmayan hiçbir yönetici kalmamıştır) Bu darbeden önce, ülke çapında yogun bir polis takipi altında oldugumuzu yakalandıktan sonra ögrendik. Takip’in, İstanbul.Ankara,Adana ve Antakya’da da oldugunu Erkan Ulaşan  da yazdı. Mustafa Burgaz ise; ‘’ O dönem hepimizin takip edildigini biliyorduk’’diyor. Buna karşın, İstanbul dışında, özellikle yogun olarak bulundugumuz Güney bölgesinde (Antakya) hiçbir operasyon yapılmadı. Takip edildigi bilinmesine ragmen bu bölgede operasyon yapılmamış olması o dönem dikkatimizi çekmemişti. Bugün artık nedenleri biliniyor. Güney bölgesi,özellikle Antakya ili zaten kontrol altındaydı ve operasyona bu nedenle gerek görülmemiştir.Bütün bunlar,sonraki gelişmeler ışıgında aydınlandı.( Nebil Rahuma’nın yakalatılması, Ali Çakmaklı’nın öldürülmesi ve  Agustos darbesinin hemen arkasında operasyon bölgelerinde yaratılan  kadro ve yönetici boşlugunun Mıhrac Ural tarafından gönderilen kendi adamları tarafından doldurulması  ve bunu takip eden gelişmeler ...)

                  Tacettin Sarı, böyle bir ortamda ve darbeden bir süre sonra( 1978 ortalarında)  Mihrac ural tarafından, ülke çapındaki tüm ilişkilerin koordinesi göreviyle ve türkiye sorumlulugu sıfatıyla örgütümüz içersine bir virüs gibi yerleştırildi. Bazı arkadaşlar merak ediyorlar.Mihrac Ural bu yetkiyı nereden ve kimden aldı diye soruyorlar. Çok basit:

Agustos darbesi öncesinde Mihrac Ural Antakya sorumlusudur. Agustos 77 darbesınden sonra, hiç kimseden yetki talebinde bulunmaksızın kendısını ‘’genel sorumlu’’ ilan etmiş, darbeyle birlikte yönetici ve militan kadronun yakalanmasını fırsat bilerek, operasyon yapılmayan bölge olarak Antakya örgütünün militanlarını, operasyon yapılan bölgelere sorumlu olarak atamaya başlamıştır.

             Başta, Tacettin Sarı olmak üzere, bu yeni ‘’sorumlu’’ yada militanlar, bulundukları bölgeyi tanımadıkları gibi,örgütlenme adına da zeten biçbir şey yapabilecek kapasiteleri de bulunmuyordu. Geldikleri bölgelerde, tanıdıklar,tanıştıkları sempatizan ve militanlara, Mihrac Ural pro8pagandası yaparak bu ismi örgüt içersinde fetişleştirmeye çalişmişlar bu konuda da ‘’başarılı’’ olmuşlardır. Sorunun cevabı buradadır. Mihrac Ural’ın önü Agustos darbesinden sonra açılmıştır. Bizim yaptıgımız, Mihrac Ural’ın önünü açanlarla girdigi ıhanet ilşkisinde işledigi suçları ortaya çıkartmaktır.

               Adı gecen süreci az cok bilen yoldaşların dikkatini çekmek istıyorum. Dikkat ediniz, Agustos darbesından hemen sonra özellikle İstanbul iline gonderilen yoldaşlara verilen ilk talimat. İstanbul’da daha önce yapılmış olan ve örgütün ismini ülke çapında propaganda eden eylemlerin benzerini yaparak eski yapılanları silmek, istanbul yönetim ve kadrosunun eylemlerinin aşılablecegını göstermek temelınde hareket edilmiştır.

             1977 yılında 1 Mayıs katliamının planlandıgı o zamankı adıyla INTERKONTINANTEL (the Marmara) oteli’nın bır kez daha kurşunlandıgının propaganda edılmesi ile Beyazıt maydanındaki ‘’Killük kıraathanesinin kursunlanması eylemi sırf bu amaçla yapılmıştır. Aslına bakarsanız, ortada ne otele, nede küllük kıraathanesine yönelik cıddı bir sakdırı olmamiştır. Bırincisinin arka sokaklarında, ikincisinin de çok uzagında olmak üzere bır kac el sılah sıkılmıştır o kadar. Ama; ‘’onlar yaptı bizde yaptık’’ olmuştur. Hedef, düşman degil, hedef, örgüttür. Hedef; Hapishanelerde ki, örgüt  yöneticileri ve militanlarının  etkisini kırmaktır. Sonraki gelişmeler bunu açık seçik gözler önüne seriyor.

          Mihrac Ural bir haindir. Başta İstanbul olmak üzere bütün bölgelere kendi yandaşlarını yerleştirerek, adını, bu kişiler vasıtasıyla örgütte propaganda ettirerek kabullendirmesi ardında, sinsi planlarını hayata geçirmeye başladı. Ilk önce, Engin erkiner hedef seçildi. Örgüt içersinde, Engin’e karşı güvensizlik tohumları ekilmek istenmesi ve bu konudaki yogun çaba, bu surecin ürünüdür.  Öte taraftan, Mihrac ural’ın kim oldugunu bilen,bilmesinden şüphelenilen kişiler de hedef tahtasındaydı. Nebil Rahuma bu kişilerin başında gelir.  Nebil yoldaş, Mihrac Ural’ın güvenilmez bir kişilik oldugunu biliyordu,mihrac’ın yöneticiligi  altında, onun, her söyledigini ‘’gözü kapalı’’ yapabilecek yapıda degildi. Nebil yoldaş’ın  çalışma alanı istanbul’da , Nebil’ın etkisi kırılmadan Mihrac’ın etkinlik kurması söz konusu olamazdı. Nebil’e kurulan tuzak bu yüzdendır. Agustos darbesinden sonra Istanbul eylem kadrosunda Nebil Rahuma’nın yakalanmamış olması, Mihrac için ‘’ kabus’’ demektır. Darbeden önce başlayan Mihrac- Nebil  arasındaki gerginlik biliniyor. Mihrac’ın, Engin Erkiner’e haber yollayarak ‘’ nebil’i eylemlere sokmayın’’ yollu talep’i biliniyor. Nebil’in, Antakya  dogumlu olması ve Mihrac’ı  çok iyi tanıması, tüm olumsuz yanlarını biliyor olması , güvenilmez  bir kişi olarak degerlendirmesi  ve bu düşüncelerini güvendigi yoldaşlarına açık açık anlatması, Mihrac için, ‘’hedef’’ olarak seçilmesine yetmiştir.

        Şimdi Nebil yoldaşı yazıyor(lar). Nebil’i,’’ yurt-dışı’na biz çıkarttık’’ diyorlar. Bunun ne önemi var. Soruyorum bunun ne önemi var? Nebil’ın yurt dişına çıkartılmasında yardımcı olunması, Nebil kabusundan kurtulmak için önemli bir fırsattır. Yapılan ‘’ yardım’’ bu bakımdan bir anlam taşıyor. Asıl amaç Nebil’in korunmak istenmesi degil. Nebil’i etkisizleştirmek ve belki de  bir ihtımal yurt dışındaki Nebil Rahuma isminden faydalanmaktır. ( onlarca yoldaşın aynı amaçla kullanılması gibi)Hepsi bu kadar. Bu böyle olmasaydı,Türkiye’de kalmak isteyen Nebil Rahuma’yı yakalatmazdı. Nebil konusunda bu kadar yüz kızartıcı aleni yalanlar uydurmazlardı. Tacettin Sarı adlı hain yazıyor. ‘’ Nebil’ın filistinli’ler le Sagmalcılar Cezaevi’nden firar girişimi sırasında bende ordaydım ‘’ diyor. Utanmaz adamlar, o firar girişiminde orada olan ve bütün süreci yaşayan benim. Ben yakalandım. Gördügüm işkence yüzünden aylarca yürüyemedim. Günlerce kulaklarımda kan geldi. Yılmaz Gunay başta olmak üzere, o dönem sürgün edildigim ‘’Toptaşı cezaevi’’nde bulunan tüm devrimciler bu durumun tanıgıdır. Tacettin Sarı, kesinlıkle firar girişmi esnasında orada yoktu. Bulunanlar arasında, A. Ziya Erdönmez(ölü) dışında , şu an hayatta olan tüm yoldaşlar şahittir. O halde, bu soytarı sürüsü son derece  açık olan bu durumu yalan yazarak ters-yüz etmeye çalışıyorlar?  Nedeni çok basit. Nebil Rahuma yoldaşın Muhbirleridirler ve suç üstu olmuşlardır. Telaş budur. Korkuları bu yüzdendir. Yalan yazarak ‘’ gizlenebileceklernı’’ sanıyorlar. Kafaları kum’da olsa da kıç’ları açıkta’dır.

        Mihrac Ural’ı iyi tanımak gerekiyor. Onun bu örgüt içersindeki tarihi 1.5 yıldır. Bu süre içersinde yaptıgı hiç bir eylemi yoktur. Varsa bilenler söylesinler. Yoktur. Kendi agzından yazılmış ‘’ Kısa yaşamı öyküsü’’(!) vardır. Okuyun. Yazdıgı öykü ile dogum tarihini (yaşını) karşılaştırın, şaşıracaksınız. 15 yaşında oldugunu unutmuş olmalı ki o yaşta , on’larca fabrika örgütledim (!) diyor.17 dikişli bir yara aldım(!)diyor. Bunları yazıyor. Utanmıyor. Adı geçen dönemde fabrıka örgütledigi şöyle dursun, fabrikanın kapısından bile içeriye sokulamayacak kadar yaşı küçük bir çocuk oldugunu kimsenin düşünecegini tahmin edemiyor bile. Devrimcilerin, adı gecen  dönemde, 17 kurşun yarası aldıgını bilmedigi için, sanat okulu bahçesinde 17 dikişli yara aldıgını çok çok önemsiyor(!) başkaca bir eylemi bulunmuyor. İhanetleri dişında düşamana yönelik hiçbir eylemi bulunmuyor. Bir zamanlar, Adana ABD konsoloslugunun bombalanması eylemini anlatırdı. Ortaya çiktı ki bu eylemde ,Nebil Yoldaş’a  gözcülük yapacagı yerde onu bırakıp kaçmış. Nebil Rahuma’yı ‘’yurt dışına çıkarttık’’ diye kendine pay çıkartmaya çalışan bu tarihsel hainler’e ne demeliyiz. Nebil yoldaş yurt dışına çıktı ama döndü. Döndü ve ‘’Mıhrac Ural güvenilmez’’ diye onunla yollarını ayırdı.’’ Nebil Nebil’’ diye sahte ‘’timsah gözyaşı’’ döken bu hain. Nebil’ın kendisine yolladıgı ve Adıyaman cezaevınde kendısıne verdigim ‘’kaset’’ten hiç bahsetmiyor. Unutturmaya çalışıyor. Ne  söylüyordu  Nebil o kaset’te?  Anlatmıyor: Hani senin ‘’arşiv’’in vardı . O kaset ‘’arşiv’ de degilmi?

          Silahlı mücadeleyi temel mücadele biçimi olarak ele alan ve bu temelde örgütlenen,askeri ve politik liderligin birligi ilkesini şiar edinmiş bir örgütte,hiçbir eylemi bulunmayan bir kişinin, yalan söyleyerek,yapılan en küçük bir işi kat be kat abartarak anlatması,anlattırması;,Yaratılan boşluklardan da kendisine yol açanların kucagında  semirerek bugün’lere kadar ‘’ yakayı ele vermeden’’ gelebilmesin de, elbette bizim,hepimizin   hataları olmuştur. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Antakya’da ‘’DSİ’ yazısını nasıl da ‘’Deniz, Mahir’’ diye degiştirdigini büyük bir eylemmiş gibi anlatan bu ‘’ sekreter’’ soytarısının hokkabazlıklarına  geç de olsa dur denilmiş olmasına karşın, bu hain’ın ihanet ettigi örgütümüze(yoldaşlarımıza) karşı sorumluluklarımızı elbette hafifletmiyor. Bunun da not edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

          Mihrac Ural, örgütümüze ve onun militanlarına karşı tuzak kurarken,ona, bilmeden yardımcı olanların dışında, onun bu ihanetlerinin  ilk başlarda olmasa bile, daha sonra                   farkında olan ve bilerek isteyerek yardıcı olanlar da vardı.  TACETTIN SARI adlı hain, bunların başında geliyor.

             Tacettin Sarı’ın, Antakya’da sıradan bir sempatizan iken, M.ural tarafından Örgütümüzün Türkiye sorumluluguna kadar nasıl ve ne amaçla getirildigini yukarda anlatmaya çalıştım. Tacettin Sarı’ın bilinen yapısından dolayı seçimi bilinçli bir tercihin ürünüdür ve kesinlikle tesadüfi degildir. T.Sarı’nın tek bir özelligi bulunuyor. Bütün bölgeleri dolaşmak ve topladıgı bilgileri M.Ural’a rapor etmektir. M.ural ; Tacettin’den aldıgı bu bilgilerle örgüt içi temizlik yaparak, THKP-C ACİLCİLER örgütünü kendisi için ‘ dikensiz gül bahçesi’ ne çevirmek istemiş başarılı da olmuştur. Tacettin Sarı’ın verdigi raporlar üzerine, Mihrac Ural’a baglılıgından şüphe duyulan militanlar hakkında akıl almaz dedikodular yapılarak yıpratılması bir yana,bu gibi dedikodularla ‘’ haklarından gelinemeyecek’’olanlarında ihbar edilerek yakalatılması süretiyle tasfiyelerine girişilmiştir. Ali Çakmaklı gbi katledilmeler  ise ihanetin boyutunu göstermek açısından son derece ilginçtir

                        Dikkat ediniz. 1977 agustos darbesinde operasyon yapılmayan Antakya’da,1979 yılında da aynı şey tekrarlanmış ve  Antakya operayon dışında tutulmuştur.  Mihrac Ural, bizleri‘’ Antakya düşmanlıgı’’ yapmakla  demogoji yapadursun herşey açık ve alenidir. Bu gerçegi yazmak, Antakya düşmanlıgı degil,tam tersine Antaktalı devrimci yoldaşların çok ciddi bir tehdit altında olduklarının belirtilmesi eylemidir.

                     1979 Aralık ayı operasyonunda İstanbul’da ilk yakalanan isim Günay Karaca’dır. Bogaziçi Üniversitesi yurdunda odası basılmış ve gözaltına alınmıştır. Günay yakalanmadan iki gün önce ,Mihrac Ural’ın hapiste ziyaretinde gelmişti. Günay ve mihrac ne konuştular bilinmiyor. Tacettin Sarı’nın Günay hakkında Mihrac’a ne rapor(!) verdıgi  de  bilinmiyor. Günay Karaca’nın yakalanması ve sonraki gelişmeler son derece karışık ve şüphelidir. O operasyon sürecinin sonunda Haydar yılmaz’da yakalanıyor. Haydar Yılmaz ve Günay Karaca isimleri o dönemin örgütsel ilişkiler açısında son derece önemli oldugunu biliyoruz.

                     Günay Karaca, kayseri bölgesi içinde sözü dinlenen bir yoldaştır. Üniversite ögrencisidir ve mihrac Ural’ın  talimatlarına kolay kolay boyun egmeyecek kadar da donanımlı  bir yoldaştır. Soru şu. Günay’ın Mihracı hapishane de son ziyaretinden sonra yakalanması, Mihrac Ural’ın, Nebil’e kurudugu tuzagın bir parçası olma ıhtımali cok yüksektir. Bu idiamızı güçlendirecek kuşkular daha sonra da devam etmiştir. Günay hapısten cıktıktan sonra gıttıgı Suriye’de Mihrac Ural ile tartışmış ve orada kalmayı reddederek Türkiye’ye dönmek istemiş ve dönmüştür: Mihrac Ural, Türkiye’ye dönmek isteyen Günay karaca’yı neden öldürttürmek istedi? Semir (Ertan) anlatıyor;’’ Mihrac, bana talimat verdi’’ diyor. ‘’ Sınırın Türkiye yakasına geçirdikten sonra kafasına  sık’’ dedi diyor.  Ve bu talimatı yerine getirmedigini anlatıyor.  Akıllara hemen şu soru takılıyor. Günay Karaca, 1979 yakalanmasında Mihrac’ı sorumlu tutuyor ve geldigi Suriye’de bu konuyu tartışıyor. Mihrac panige kapılıyor ve Günay karaca’yı öldürtmek istiyor. Olay budur.

                             1978-79 yılları, örgüt içersinde, HDÖ ayrılıgının  yaşandıgı yıllardır. Haydar Yılmaz, ayrılık döneminde  merkezi düzeyde sorumlulugu olan bir yoldaş olması yanında, edilgen olmayan  militan bir kişiliktir. Haydar Yılmaz’da  tıpkı nebil rahuma gibi bu  yapısıyla, Mihrac Ural’ın ‘’ karın agrısı’’ olacak militanların başında gelmektedir. Haydar Yılmaz’ın ACİL-HDÖ ayrılıgında Acilciler safında yer alması, esasında  Mihrac’ın hoşuna gitmeyen bir durumdur. Günay Karaca’nın yakalandıgı 79 operasyonunun son halkasında haydar Yılmaz’da yakalanmıştır.  Haydar’ın yakalanma hıkayesi son derece ilginç oldugu için ve bu süreci bizzat kendisinin yazmak istedigini söylemesi nedeniyle yazmayacagım. Haydar Yılmaz bu süreci yazdıgı zaman bu konudaki kuşkularımızda ne kadar haklı oldugumuz açıga çıkacaktır. Haydar Yılmaz, 1979 tarihinde hedef tahtasıydı, bu kin bitmedi. Yakalandı ve  uzun yıllar hapıs yattı. Sultan ahmet ve Mamak cezaevlerinde Türkiye’nin direniş sembollerinden birisi olarak anıldı. Hapishaneden kaçtı ve Yunanistan’da,  başka bir Avrupa ülkesine gitmek isterken ‘’İhbar edildi’’ Ihanet yıllar sonra bile peşini bırakmadı. Neden mi? Neden çok basit. Tam da ‘’ dikensiz gül bahcesi’’ olduklarını zannettikleri bir anda ve hiçte hesapta olmayan bir zamanda,  gül bahçelerine ‘’ diken’’ geliyordu da ondan...

                           Örgütsel tarihimizin en agır operasyonlarının izini sürünüz.(77 agustos,78 mart ve 79 aralık operasyonları) Yolunuz Mihrac Ural’a uzanacaktır. Bunlar tesadüfi olamaz.

                             Tacettin Sarı’nın hemen hemen her hafta Mihrac’ı hapishanede ziyaret etmesine karşın, bu kişinin hiçbir  zaman takipe  takılmaması,yada ,operasyona ugramaması ve bu kişiyle dogrudan baglantılı herhangi bir yakalanmanın olmaması da  tuhaf degil mi?  Daha da tuhaf olanı, Türkiye sorumlusu sıfatıyla her yeri dolaşan ve tüm ilişkileri ögrenen bu kişinin hiçbir operasyonda adının geçmemesidir. 12 eylül öncesi,mücadelenin en üst düzeyde devam ettigi bir dönemde de, kimseye haber vermeden ülkeyi terketmesidir. Simdi ögreniyoruz ki, köyü basılıyormuş(!) da o nedenle Mihrac’ın onayı ile gitmişmiş(!) Tacettın sarı’nın bu sözlerine Mihrac itiraz etmedigine,onayladıgına göre, ‘’ Tacettin kaçtı cezalandıracagız’’ diyen Mihrac Ural, adı geçen dönem de örgüte neden yalan söyledi peki?  Bu önemli degil mi?  Bunun cevabı verilmeyecek mi? Tacettin Sarı ve Mihrac Ural arasındaki ilişkinin iç yüzünü bilenlerin ,farkında olanların bu durumu yazmaları gerekmez mi?  Antakya’lı arkadaşlar bu konuda ne düşünmektedirler. Mihrac Ural adlı soytarının bizleri,’’ Antakya düşmanlıgı’’ yapmakla ‘’ suçlaması’’na Antakya’lı arkadaşlar ne diyorlar? ‘’ Tacettin Sarı’nın hataları da olmuştur ‘’ diye yazan Mihrac adlı soytarı,bu hataların neler oldugunu yazmıyor ama ‘’ onu size yedirtmem’’ diyebiliyor.Tacettin Sarı nasıl oluyor’da gittigi Suriye’de muhabarat elemanı olabiliyor? Tacettin’in muhabarat oldugunu bizzat Mihrac’ın kendisi, ilgili tüm yoldaşlara söylemiyormuydu? Söylüyordu... O halde kimdir bu kişiler  ve birlikte örgütümüz THKP-C ACİLCİLER’e karşı nasıl savaştılar?

                              İbrahim Yalçın.

              

                   

 

 

Son Güncelleme: Cumartesi, 03 Ekim 2009 21:38