Şuanda 22 konuk çevrimiçi
BugünBugün976
DünDün1871
Bu haftaBu hafta15185
Bu ayBu ay56257
ToplamToplam8669635
Farklı kölecilik PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 20 Ekim 2021 06:27


Sürekli olarak “tarihimizde kölecilik yoktur” denilir ya, gerçekte vardır. Farklı olan Osmanlı İmparatorluğu’ndaki köleciliğin farklı bir kölecilik olmasıdır. Osmanlı bunu kendisi bulmamış, Araplardan almıştır, onlar da Afrika toplumlarından almışlardı.

Kölecilik denilince sürekli olarak batı tipi olanı hatırlanır. Burada köle toplum dışı bir varlıktır, apayrı statüsü vardır.

Afrika toplumlarında ise kölecilik, İslamiyet ortaya çıkmadan da önce, farklı bir yapıya sahipti. Afrika kabileleri gerek savaşlarda başka kabilelerden esir aldıklarını ve gerekse de borcunu ödeyemeyenleri köle yaparlardı. Burada köle toplumdan ayrı bir statüye sahip değildir, topluma entegre edilirdi. Afrika kabilelerindeki bu özellik nüfusun az olmasından ve herkesin daha fazla olmanın yollarını aramasından kaynaklanmaktadır. Kabilenin ferdi olan köle, statüsü değişmeden yükselebilir ve toplumda önemli görevlere gelebilirdi. Köle sahibi köleyi başkasına devredebilirdi.

Mısır’da Memluklar bu özelliğe sahipti. Mesela ordu komutanı köle statüsündeydi.

Osmanlı’da Yeniçeriliğin ve saray erkanının statüsünün kökeni de buradadır. Bunlar padişahın kullarıdır, kendilerini böyle tanımlarlar ve bu da köleliğin bir çeşididir.

İsyan edebilen, sadrazamları ve padişahları devirebilen köleler bize garip geliyorsa, bunun nedeni batı tipi kölecilikten başkasının olamayacağını düşünmemiz nedeniyledir.

Bilinen en eski köle isyanı Spartaküs’tür. Bu köleler –gladyatördürler- ayrı bir statüye sahiplerdi. Eğitim görmüş kölelerdi, ki bunlara elit köle denilmektedir.

Belirli işlevleri yerine getirecek olan köle önemli bir eğitim görmek zorundadır. Gladyatörler de askeri eğitim görmüşlerdi. Bu kölelerin örgütlenmesi, isyan etmesi ve kölelik bilincinden kurtulması, eğitimi bulunmayan kölelere göre daha kolaydır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda genellikle Hıristiyan ailelerin çocukları küçük yaşlarda seçilip ailelerinden alınır, Müslüman yapılır ve sıkı eğitime sokulurlardı (devşirme usulü). Burada gerçekleşen sıkı bir asimilasyondur. Bu çocuklardan yetenekli olanları saray hizmetine alınır ve ilerde sadrazam bile olabilirlerdi. Diğerleri ise Osmanlı ordusunun vurucu gücü olan Yeniçeri olurlardı.

Her iki kesim de elit köledir. Bunları denetim altında tutmak normal köleye göre daha zordur. Mesela Yeniçerilerin sürekli memnun edilmeleri, maaşlarının zamanında ödenmesi gerekirdi. Aksi durumda isyan ederler (kazan kaldırırlar) ve bu da genellikle sadrazamın kellesinin gitmesiyle sonuçlanırdı.

Bizdeki kölecilik ve tarihi kökenleri üzerinde –bildiğim kadarıyla- yeterince durulmamış olması hayret vericidir. Osmanlı’daki kölecilik konusu İstanbul’da kurulan köle pazarlarının varlığından ileriye gitmemiştir. Osmanlı feodalitesinin batı tipi feodalizme benzememesi konusunda farklı köleciliğin önemi üzerinde de durulmamıştır. Mesela 1960’lı yıllardaki Asya Tipi Üretim Tarzı tartışmalarında bu konu gündeme gelmez.

Osmanlı’da batı tipi kölecilik yoktu ve bu da köleciliğin olmadığı yanlış sonucunu doğurmuştur.

Benzer durum İslam toplumlarında ve daha önce Afrika kabilelerinde de vardı.

Kölecilik vardı ama batı tipi değildi.