Şuanda 20 konuk çevrimiçi
BugünBugün685
DünDün1421
Bu haftaBu hafta3498
Bu ayBu ay35781
ToplamToplam8596659
Okumak ve okumak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 21 Eylül 2021 20:17


Önceden de yazmıştım, sürekli tek konuyla uğraşmaktan sıkılırım, bu nedenle konu değiştiririm. Arada aşırıya kaçtığım da olur, önceki konuda nerede kaldığımı unuturum. Bundan ders alıp üç ayrı konuda okumanın ilerisine geçmiyorum.

Okudukça ilginç deyimler de öğreniyorum.

Normalde bir dilde kullanılan deyimin başka dilde de kullanılması zordur ama bazen olabiliyor.

Almanca Experiment Jugoslawien (Yugoslavya Deneyi) kitabında İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkenin kuzeyini işgal eden Nazilerle işbirliği yapan Hırvat örgütü Ustaşa, “tarihi düzeltmek” deyimini kullanıyor. Bağımsız Hırvat devletinden yana olan bu örgüt Yugoslavya’da Sırpların daha fazla olmasını yıllar önce Hırvatların Sırplaştırılmasına bağlıyor. Katolik Hırvatlar Ortodoks yapılıyorlar.

Tarihin “düzeltilmesi” yani Sırplaştırılmış Hırvatların yeniden öz benliklerine dönmeleri gerekiyor. Örgüt çok sayıda Ortodoks kilisesini yıkıyor, papazlarını tutukluyor.

“O Sırpların bir bölümü gerçekte Hırvattır” belirlemesi yabancı değil aslında, başka ülkelere ve milliyetlere de pekala uygulanabilir.

İnce bir kitap, yakında biter.

Bunun yanında tarihte sevdiğim kişilerden birisi olan Napoleon’un hayatını okuyorum.

Başka örnekler de verilebilir ama sevdiğim iki insanın hayatı, İskender ve Napoleon, tarihin sınıf mücadeleleriyle açıklanamayacağını göstermek için yeterlidir.

Sınıflar vardır, aralarında mücadele de vardır ama bununla açıklanamayacak önemli süreçler de vardır.

Makedonyalı İskender’in hayatını okurken yorulmuştum.

Adam Makedonya’dan çıkıyor ve Hindistan’a kadar süvari ve piyadeyle, karşısına çıkanı yenerek gidiyor. Zamanın Pers imparatorluğunu yıkıyor, İskenderiye gibi yeni kentler kuruyor.

Etkisi geniş bir bölgede yıllarca süren bu büyük seferi sınıflar mücadelesiyle açıklar mısınız?

Burada “varolan dünyanın sonuna kadar gitmek” amacındaki İskender’in inisiyatifi önemlidir.

Napoleon’un sonunu getirecek olan Rusya seferi yapılmayabilirdi, bu durumda Avrupa haritası yıllarca değişik olurdu. Kitabın başında belirtilen, “iyi bir taktisyendi ama stratejist değildi” belirlemesi de bunu gösterir.

Feodalizmin Avrupa çapında yıkılmasına büyük katkı sağlamasını, savaştan savaşa koşmasını O’nun hırslarını ve inisiyatifini dikkate almadan açıklayamazsınız.

Daha önce yazmıştım; Moğollar her savaşı kazanırlar, sadece Japonya seferinde ağır yenilgi yaşarlar.

Geniş bir imparatorluğun varken ne işin var içine kapalı Japonya ile?

Egemenlik altına alınmamış halk kalmayacak, amaç budur.

Son olarak hiç hoşlanmadığım bir konuya başlamaya karar verdim: dil felsefesi.

Felsefe okurken dil felsefesiyle ilgili bir ders almıştım. Derste Wittgenstein’ın Felsefi İncelemeler adlı kitabı okunup tartışılıyordu. Derse ısınamadım, ders sonunda yazılan ödevden de geçer not alamadım, yerine başka ders alacaktım: Foucault. Sınıfın iyilerinden birisiydim.

Dil felsefesi, zihin felsefesinin bir bölümüdür ve modern zihin felsefesi özellikle ilgilendiğim bir konudur. Bitirme tezini de “rakip sosyal akıllar” üzerine yazmış ve iyi not almıştım.

Öğrenmeye başladım, umarım devam ederim.

Yugoslavya tarihi mutlaka öğrenilmesi gereken bir tarih…

Sırplar, Slovenler, Hırvatlar, Bosnalılar ve sayısı daha az Makedonlar, Arnavutlar gibi çok sayıda halkın bir arada bazen barış içinde bazen boğuşarak yaşamaları…

Yugoslavya tarihini anlamak isteyen daha önceki Habsburgları (Avusturya-Macaristan İmparatorluğu) da öğrenmelidir.

Yugoslavya bu imparatorluğun bir bölümüydü. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı gibi bu imparatorluk da dağılınca Yugoslavya kurulacaktır.

Bu imparatorluğun tarihini anlatan büyük kitabı bitirdim.

Bu arada Arnavutluk da öğrenilir.

SSCB’nin dağılmasının 30. yılıyla ilgili bir kitap hazırlamaktan vazgeçtim.

 

Önce bu yazdıklarımın öğrenilmesi gerekiyor.